Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Bu senin hayatın

  • 06 Ağustos 2018 Pazartesi


Çağdaş devlet, özgür iradi katılımcıların fırsat eşitliğine sahip olduğu demokratik bir yapıdır. Bu tanımda belirleyici olan, fırsat eşitliğidir. Fırsat eşitliğinin olmazsa olmazları adil paylaşım ve etkin denetimdir. Hukuki güvence önünü görebilirlik halidir. Öngörülebilirlikler yaşamın ve onun geleceğinin güvencesidir.
Yoksullarımız(orta kesim), zenginleri ve açları doyurduğu sürece bu sadaka ekonomisi devam eder. En yakın tehlike, yoksullarımızın hızla açlar safına katılmasıdır. Fiyat artışları ve enflasyon normal yaşamları normal dışına itmektedir. Açlarımızı doyuracak sayıda yoksulumuz kalmayınca, zenginlerimizi doyuracak yoksulumuzda kalmayacak. İşte o zaman zenginlerimiz birbirini yemeğe başlayacaklar!...
Bu ülkenin nereye gittiğini görenler her geçen gün çoğalıyor. Tek başına birilerinin bu gerçeği görmesi yetmiyor. Gerçeği görenlerin önce bir araya gelmesi, sonrada inanarak ve birlikte dayanışanlara güvenerek hareket etmesi gerekir. Bunun için olması gereken örgüt siyasi partilerdir. Bu konuda var olan siyasi partilerin üzerine düşenleri gerektiği gibi yaptıkları söylenemez. Çünkü bize ait olan şeyleri kaybetmeğe başladık. Genç cumhuriyetin 15 yıl içinde ülkeye kazandırdığı 45 işletme 15 yıl içinde satıldı. Maddi varlıkların yanı sıra insani varlıklarımızı da kaybetmeğe başladık: Dürüstlük, doğruluk, namuslu olmak, barışçı olmak, hoşgörülü olmak, koruyucu ve kollayıcı olmak gibi. Doğrudan, haklıdan, iyiden, güzelden yana olmak. Hastalara, yaşlılara çocuklara, muhtaçlara ve zayıflara yardımcı olmak. Onurlu bir yaşam için gerekli olan bu şeyleri yapmak için; din, dil, ırk, cinsiyet ve inanç gibi yapay ayrımları ön plana çıkarmadan, sadece bir normal insan olmak yeterli olmalı. Burada söz konusu olan şey insan duyarlığıdır. İnsan duyarlığı olan özgür bireydir. Yaşamın ve doğanın korunması, özünde bireyin kendisini korumasından başka bir şey değildir. Yaşamı güvenceye almanın kapsamında yaşamı kolaylaştıran araçlar, kaynaklar ve yönetim biçimleri de var.
Birtakım mega projeler için; “Cebinizden tek kuruş çıkmayacak(!)” denmişti. Bu yöntemle yapılan şeyler için akıl almaz güvenceler verilmiştir;
1-Kütahya Zafer Havalimanı için yılda 1 milyon yolcu garantisi verilmiş. Bu garanti 2044 yılına kadar. Dört yıl içinde 170 bin kişi kullanmış.
2-Osmangazi Köprüsü. Yılda 14 milyon araç geçiş garantisi verilmiş ama, bir yılda geçen araç sayısı 5 milyon. 9 milyon aracın parasını cebinden beş kuruş çıkmayanlar ödeyecek(!)
3-Y.S.S. Köprüsü, yıllık olarak 49 milyon 275 bin araç geçiş güvencesi verilmiş ama, geçen araç sayısı 15 milyon.
4-Avrasya Tüneli için yılda 180 milyon gelir getirecek denmiş ve 25 yıl sonra devletin olacak denmiş. Her yıl 125 milyon para ödeniyor ve 25 yıl daha ödenecek(!)
5-Üçüncü hava limanı için 12 yıl boyunca garanti verilmiş. Şimdilik ne ödeyeceğimiz bilinmiyor!
6- Şehir hastaneleri için %70 doluluk garantisi verilmiş(!)
Bu projelerin hiçbiri ülke için öncelikli proje değil. İkinci önemli nokta her proje belirtilen değerlere ulaşamamakta ve zararlar hazine tarafından karşılanmaktadır. Bütün projelerde aynı tutarsızlık var. Garantilerle fiili gerçekleşmeler örtüşmüyor.Her proje halkın sırtına yük oluyor.
İstanbul boğazı doğanın en ender projelerinden biridir ve dünyada tek bir benzeri de yok. Hal böyle iken ve hiç ama hiç ihtiyaç yok iken böyle bir proje(Kanal İstanbul) bu halkın sırtına yük olacak, birileri akıl almaz paralar kazanacak. Bunun yurtseverlikle bir ilişkisi yok! Gerçek yurtseverler bu zararlı projelerin hesabını sormalıdır. Bunun için siyasi partiler halkı bilgilendirmeli ve bu yolla tabanını genişleterek bu istenmeyen gidişe dur demelidir.