Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Böyle giderse adam olmayız

  • 06 Mart 2018 Salı


Yesinler senin okuma kültürünü. Bazen ne hallere gelindiğini görmek beni kahrediyor. Aklı başında olan insanlar bile bu derece vurdum duymaz olunca, artık sen gerisini düşün. Cumhuriyet’in ilk yıllarında okuma yazma oranı düşükken, zaman içerisinde yapılan yenilikler sonucunda oranın gittikçe arttığını gözlemliyoruz. On yılda çok iş yapıldığı ve çok şeylerin kazanıldığının kanıtı, başta okuma kültürü ve kazanılan okuma seferberliğindeki güçlü kazanımdır.

Bir gün Hazreti İsa müritlerini toplamış meydanda konuşma yapacak. Fakat ne çare ki, bir türlü konuşturmuyor halk. Cümlenin bitmesi mümkün değil. Her kelimeden sonra büyük bir tezahürat, büyük bir alkış ile konuşması kesiliyor. Bir sabır iki sabır derken, Hz. İsa’nın sabrı taşıyor. Başlıyor bağırmaya. Susun, susun, yeter artık. İki kelime konuşturmadınız. İlk olarak dinlemesini öğrenin diye seslendikten sonra dinleyen müritlerin bir anda sesi kesiliyor. İsa diyor ki, ey burada bulunanlar, ben sizin neyinizim? Hep bir ağızdan ses yükseliyor. Peygamberimizsin. Hayır diyor İsa. Hiçbir peygamber, kendi yaşadığı yerde peygamber değildir.
Bizim de bundan farklı diyeceğimiz yok. Adam benim yıllarca tanıdığım biri ama okuma kültüründen zerre kadar bir şey almamış. Beni bizim Erol diye görüyor. Sen istediğin kadar kitap yaz. Piyasaya sür. Bir gün, yeni kitabım çıkmıştı. Kitabımın çıktığından birkaç gün sonra beni arayan kitapçı dostum, Erol hocam, artık bir imza günü yapalım. Hem sen kitabını tanıt, ben de üç beş tane satayım ne dersin dedikten sonra gün kararlaştırdık. Bana düşen kadarıyla da, ben, basın emekçisi dostlarıma haber vereyim düşüncesiyle koşturuyorum. Karşı kaldırımdan bir emekli öğretmen bana seslendi ve yanıma geldi. “ Dostum hayrola telaştasın. Gel şu lokalde sana bir çay ikram edeyim. İki sohbetin de belini kırarız” dedi. Telaşım olduğunu gazetelere uğramam gerektiğini anlattım. Hatta şu gün ve tarihte yeni kitabım ile ilgili imza günüm var sizi de beklerim dedim. Aldığım cevap çok enteresan geldi. “Ben sizin yazılarınızı zaten okuyorum.”
Eyvallah hocam da, benim yazılarım ayrı, kitap ayrı. Ne alaka dememe kalmadı. “Zaten o saatte meşgulüm. Okey oynayacağız arkadaşlarla” dedi. İşte geldiğimiz nokta bu. Yıllarca merhaba dediğim ve sık görüştüğüm arkadaşlardan birini her seferinde etkinliğime davet ederim. Bu benim nezaket kuralımdandır. İleride şöyle bir etkinliği vardı ama beni çağırmadı demesin diye. Çoğu dostum etkinliğe geldiğinde aslında üzülürüm. Kitaba para verecek diye yüzüm kızarır. Yakın bir gün, bir yazarın imza gününe kitapçı dostum beni de davet etti. Sizin olmanız destek anlamında iyi olur dedi. Bir meslektaşımın yanında olabilmek benim için zevkti. Neyse yazar standa ulaşmadan o tanıdığım yılların merhaba dediği kişi orada belirerek, resim çektirmek için yanaştı. Oldukça üzülmüştüm. Yüzümü kızartarak, “dostum ben seni bunca etkinliğime davet ettim ve bu güne kadar bir kere olsun kardeşine gelmedin. Şimdi buradasın. Hakikaten gönül koydum” diyebildim. Nasıl söyledim hala kızarıyorum. İşte sana okuma kültürü ve emeğe saygı. Bir türlü bu ülkenin derdi bazı insanlara anlatılamazken, bunca emekli öğretmenin halen akşama kadar oturup taş dizmesi konusunda yaptığım iki kelimeden dolayı bana küsenler hala mevcut. Ne diyelim, kimsenin suçu yok. Biz kendimiz ediyoruz.