Selma Erdal

Tüm Yazıları


Boşvermek Varken

  • 20 Ekim 2020 Salı


Ekmek elden, su gölden yaşamak varken...
Çocukluğu Uludağ'dan doğan kaynak sularını içerek geçen bir yetişkin olarak, ülkemizin çocukları için kaygılanıyorum. Her ne kadar doğum yerim Evliya Çelebi'nin anlatımıyla "velhasıl Bursa sudan ibarettir" diye bilinen bir kent olsa da... Mezopotamya ovasına bolluk bereket taşıyan Fırat ve Dicle ülkemizin topraklarından doğuyor olsa da... Aras, Yeşilırmak, Kızılırmak, Sakarya nehirleri yurdumuzda gürül, gürül akıyor olsa da... NASA'dan bakıyor yabanın uzmanları ve onlar da tanımlıyorlar ülkemizi "Giderek çölleşen Türkiye, artık su yoksulu bir ülkedir" diye... İşte bu nedenle kaygılanıyorum ülkemin çocukları ve onların çocukları için...
Oysa ne kolaydır "bana ne; benden sonrası Tufan" deyivermek...

Ama diyemiyorum; çünkü gelecek hem içime dert, hem de eleştirel konuşan dilim, eleştirel yazan elim başıma dert, 20 Ekim Salı günü yine İzmir yollarındayım. İstinaf kararına itiraz etmek için... Gerçekten de suya, sabuna dokunmadan yaşamak gerek, elbette ki becerebilirsen...Yaşadığımız sorunlar nedeniyle...
Ne de olsa belli bir baskı oluşuyor insanın benliğinde, günü hoş geçirmek amacıyla Akbük'e doğru yol alıyoruz; salaş bir kır kahvesi denizin karşısında... Değerli büyüğümüz Faruk Haksal'ın SOL SİNYAL kitabının tanıtım afişi kahvenin giriş kapısında duruyor. Yargılanmak için okumak yerine, yazdıklarımı eleştirmek, yorumlamak için okuyan okurlarım olsa diye geçiriyorum içimden denize karşı çaylarımızı içerken...

Oradan ayrılıyoruz; Akköy'e doğru, daha doğrusu Akköylü Kadınların Pazarı'na doğru yola çıkıyoruz. Henüz pazardaki tezgahlarını kapatmıyor kadınlar; küresel salgın korkusuyla büyük kentlere dönmeyip, Didim'deki evlerinde kalan yazlıkçılar alış-veriş yaptıkları sürece kapatmayız da diyorlar. Her bir tezgahtan alış-veriş yapıyoruz, bir başka deyişle her birisinden bir parça sebze, meyve ya da onların el emeği tarhana, reçel, acuka gibi ürünleri alıyoruz, bize gönül bırakmasınlar diye... Belki de eskilerin dediği gibi "hak geçmesin" diye...
Yine hak, hukuk düşüncesi; yeter be kadın !... Artık boşversene !...

Kadınların bazıları Didim'in içine kurulan sebze-meyve pazarlarında da tezgahlarını açıyormuş ama artık açmayı bırakmışlar. Covid 19 nedeniyle ölenlerin sayısı yeniden arttıkça, pazar yerlerinin kabalığına karışmak istemiyorlar. Bazıları da Ekim sonu evlerine gideceklerini, daha doğrusu zeytine gideceklerini söylüyorlar; zeytin işi nedeniyle Ekim'in son günü, onların da Akköy Pazarı'na gelişlerinin son günü olacakmış.
Zeytin nasıl bu yıl diyorum. Üzgün yanıtlıyorlar:
- Bu yıl mevsim kurak gitti. Yeterince yağmur yağmadı, zeytin hiç yok. Bilmiyoruz sonumuz ne olacak ?... Zeytin olmayınca zeytinyağı da olmayacak, fiyatlar yükselecek.

O an Sökeli pamuk üreticilerini düşünüyorum; onlar da yağmur yağmasın istiyorlar. Çünkü bugünler onların da "pamuk kaldırma" dönemi, onlar da "Yağmur yağdı mı, pamuktan para bekleme" diyorlar. Sökeliler harıl, harıl pamuk hasadında... Havalardan dolayı onların kazançlı olmaları nedeniyle Didimli zeytin üreticileri olur mu acaba kazanç hasedinde ?...
Bilemem. Ama tarım topraklarının, meraların, bağların yapılaşmaya açılması nedeniyle; çimento ve betonla kirletilen topraklar, susuzluk yetmezmiş gibi açlığa da neden olacak bu yanlış uygulamalar sürdükçe, işte bunu çok iyi biliyorum.
NASA'nın yıllar önce uyardığı gibi; Türkiye yalnızca çölleşmiyor, Afrikalı Üçüncü Dünya Ülkeleri gibi açlığın, susuzluğun tutsağı oluyor ne yazık ki... Buna karşın "yüce bir amaç için" siyaset yapmak yerine "cüce bir amaç için, rant için" siyaset yapan genel ve yerel yöneticilerin aldığı yanlış kararlar, gerçekleştirdiği yanlış uygulamalar nedeniyle "bir dönemin kendi, kendini besleyen sayılı ülkelerinden Türkiye" hızla yoksulluğun, yokluğun içine yuvarlanıyor.

Köylünün durumunu gördükçe, yakındıklarını dinledikçe; içim daha da sıkılıyor. Sözüm ona "ekmek elden, su gölden" diyerek, her şeye boşverecektim !... Ama olmuyor işte, olmuyor !...