Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Borcumuzu el alem ödemeyecek

  • 24 Ocak 2018 Çarşamba


Borcumuzu el alem ödemeyecek
Memleketin kar mı zarar mı ettiğini nereden anlarsınız? Aslında bu soruyu çarşıda pazarda halka sormak lazım. Bakalım kaç kişi cevap verecek. Ben inanmıyorum çoğunluğun doğru cevap vereceğini. Bu işte yine yanlışlar gırla gidecek.
Bir zamanlar televizyon muhabirinin sokakta nabız tuttuğu dönem aklıma geldi. Ne kadar çok güldüğümü ve hayretler içinde kaldığımı anlatamam. Neredeyse çoğu kişi, sorulduğunda bu ülkenin ilk Cumhurbaşkanı kim derlerse Atatürk olduğunu bilemeyecek. Gençlerde ne kültür kalmış ne de tarih bilgisi. Coğrafya desen hiç yok. Kimya fizik gibi fenden vaz geçtim.
Millet gider aya biz gideriz yaya sözünü ta yıllar öncesinden bilirim. Demek ki yaya gittiğimiz önceden belliydi. Boşa geçmiş bunca seneler. Memleketin cahil cüheylanı takılmış bir delinin peşine, ondan sonra bu deli kalkmış 15 Temmuz’da kendi insanına silah çekerek, memleketi ele geçirmeye çalışmış. Bunları söylediğimiz kim bilir kaç sene, kim bilir kaç yazı oldu yazalı. Dilimizde tüy bitti anlata anlata. Değil anlaması bin fırın ekmek yese yine anlamaz. Çünkü okumuyor.
Henüz daha yeni oldu, unutulduğunu sanmıyorum. 15 Temmuz aptalca girişimin ardından vatandaş elindeki doları bozdurmak için kuyruğa gitmişti. Sanki dersin herif dolar milyarderi. Kasım kasım kasılıyor evindeki ve cüzdanındaki yüz dolarla. Bahsetmiştim o zamanlar, adamın lokantası var şehrin bir caddesinde, yüz dolarını bozdurup da bana makbuzunu gösteren her kişiye bedava yemek yedireceğini söylemişti. Bereket ki, yüz kişi gelerek doları bozdurduk hani yemek demedi. Deseydi şimdi o lokanta iflas etmiş ve kapanmıştı. Yazık olacaktı haspama.
Halbuki az buçuk okumuş olsa, anlayacak bizim her şeyimizin alımı, satımı, mal girişi, çıkışının dolar üzerinden sağlandığını. Eh şimdi bak bakalım o takvim ile şimdiki arasında ne fark var. Bunu okursan anlarsın aradaki farkı. Göreceksin o tarih ile bu tarih arasında hiçbir şeyin değişmediğini. Çünkü o zamanda da bu ülkenin carisini dolar belirliyordu, şimdi de o belirliyor.
Ne zaman ki biz kalkıp kendi fabrikalarımızı açarsak, yenilerini geliştirirsek, üretimimizi kendimiz yaparsak, belki bu işten kurtuluruz. Bu gün Güney sınırlarımızın korunması için yaptığımız ve atılan her mühimmatın büyük bölümü dışarıdan para vererek alıyoruz. Biz bu işimizi kendimiz yani güvenlik sanayimizi yapmazsak, ileride kimden alırız orası meçhul. Öyle bir durum umarım yaşanmaz. Yaşanırsa elimiz kolumuz aynı iletişimin yabancının eline geçtiği, limanlarımızın yabancılar tarafından işletildiğini hatırlarsak, başımızın derde gireceğini de aklımıza getirmek gerekir.
Devletin verileri ne diyor bakınız. Merkez bankası diyor ki, 2017 yılı itibariyle, dış borcumuzun bedeli, doların kur artışıyla eş değer olarak iki kat arttığından, borcumuz ikiye katlanmıştır. Yani cari açığımızı hangi yama kapatır bilemem. Bunu ben demiyorum. Ben demiş olsam zaten hemen adli soruşturma hazırdı. Benim zaten ne derdime. Benim dolarım yok ki derdim olsun. Derdi olan dolarlansın veya doları olan dertlensin. Hangisi işinize geliyorsa. Fakat unutmayın ki, bunun acısı yine vatandaşın sırtından çıkıyor. Vergilerdeki artışlar, trafik cezaları, trafik cezalarının toplanması için yapılan tuzaklar, yok ve köprü geçişleri, işte bizim dışa bağımlılığımızın ve o artışların göstergesi. Yoksa başka devletler size para verip ABD dolarından kurtulun. Biz sizi çok seviyoruz diyecek değiller haspam.