Selma Erdal

Tüm Yazıları


Bizi Kaygılandıranlar

  • 05 Mayıs 2020 Salı



Corona Virusu nedeniyle küresel bir salgının etkisiyle can korkusu yaşarken tüm dünya... Bizler de aynı korkunun eşliğinde kör bakacak değiliz ya olaylara, olgulara, oluşumlara?... Bakmıyoruz da...
Kuşkusuz salgın nedeniyle bir de her gün buluşamıyoruz değerli okurlarımızla; yine de yeter ki sağlık olsun, sağlıklı olalım diyoruz. Umuyoruz, umudumuzu yitirmiyoruz güzel günler gelecektir tez günde diye... Dolayısıyla nasıl ki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı, nasıl ki 1 Mayıs İşçinin ve Emekçinin Bayramını evlerimizden marşlarla ve alkışlarla kutladığımız gibi... Bu kez de gecikmeli de olsa 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nü de anıyoruz. Gerçi bugün için ülkemizde tüm yollar yokuş, sansür hazretleri basının üzerinde sanki bir alıcı(yırtıcı) kuş... Biliyoruz 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü... Kuşkusuz Dünya genelinde olmasa da, pek çok ülkede basın özgür... Bizde mi?... Sürekli "tutuklu" ne yazık ki... Üstelik hangi dönemde değildi ki?...
Basın'dan söze girmişken; yandaş, candaş, kandaş kanallara aldırdığımız yok. Çünkü izlemiyoruz "sahibinin sesi" yayınları... Dolayısıyla özentili, zorlamalı, halka da dayatmalı Arapça sözlerle oluşturulan yayınlara denk geldiğimizde; yalnızca gülüyoruz içimizdeki buruk bir acıyla "ne kadar da yerli ve milli yayın anlayışı bu böyle?" diyerek...Ama değer verip izlediğimiz yayınlarda Güzel Türkçemiz'i bozan, zorlayan, tozumaya uğratan sunumları duydukça; içimizdeki buruk acı daha da derinleşiyor. Örneğin; Tele 1 haber sunucusu bile "Evet sayın seyirciler, bugün Corona nedeniyle vs. vs" diyerek başlıyor sözlerine...Oysa EVET; bir soru sorulduğunda, kısa yanıt verilirken kullanılan bir sözdür, konuşmaya başlangıç sözü ya da sözleri, sözlere bağlayan bağlaç da değildir.Ne yazık ki nitelikli olarak değer verdiğimiz yayın kuruluşları bile, TÜRKÇE özürlü niteliksiz çalışanlarla çıkıyorlar halkımızın karşısına...Pek çok kez yazılarımızda eleştirdiğimiz şu AYNENCE'nin yaygınlaştığı bu toplumda, EVET ile başlayan konuşmalar da yaygınlaşıyor.
Kaygılarımız yalnızca basınla mı ilgili?... Değil elbette !...Küresel salgın nedeniyle, pek çok alanda üretimin durma aşamasına geldiği ülkemizde, ne acıdır ki tarımsal üretim çok yıllar öncesinden beri durmuş, bitirilmiş ya da engellenmiş. En çok da tarım topraklarımız boş bırakılarak ya da yapılaşmaya açılması nedeniyle tohum ekmek yerine, çimento-demir dikilmesi sonucunda kirletilerek yitirilmiştir. Sonucunda kırsalda tarım emekçisi olanların; kırdan kente göçmeleriyle ve kentsel işsizler ordusuna eklenmesiyle de işsizlik, dolayısıyla da aşsızlık sorunu daha da büyümüştür ülkemizde...Daha önceleri bereketli topraklarında ürettiği tarımsal ürünleriyle; beslenen bu ulus, 1980 sonrasında başlayan "ithal ikamesi" oyunlarıyla tarım ekonomisi baltalanan ve arpa için, darı için, saman için ve patates-soğan için elini yabana açar duruma düşürülmüştür.İşte son duyumlara göre; patates üretimiyle bilinen Niğde'ye bile Mısır'dan patates ithal edilmiş. Baktıkça dünlerine; vay ki vay bu ülkenin bugünlerine, yarınlarına?...
Küresel salgın nedeniyle sokağa çıkma yasaklarının yaşandığı günümüzde; bilindiği gibi işyerleri kapatıldı, salgının etkisini, yayılmasını engellemek amacıyla... Doğal olarak da pek çok işkolunda çalışanlar zor durumda kaldı. Özellikle ekonomide "marjinal sektör" olarak tanımlanan, günübirlik kazançların elde edildiği işkollarında, bir lokma-bir hırka, sosyal güvenceden yoksun olarak çalışanlar çok daha zor durumlara düştüler. Buna karşın günümüzün "beyaz yakalıları" evlerinden çalışmalarını sürdürdüler, banka hesaplarına aylık gelirleri yatırıldı. İşte yaşadığımız küresel salgın nedeniyle "hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı" üzerine savlar ileri sürenler, düşünceler üretenler diyorlar ki "evden çalışmak kalıcı olabilir" çünkü işe gidip-gelmeden evden çalışmanın kolaylığı, rahatlığı çalışanları hoşnut ettiği gerekçesiyle...Tartışmaya gerek yoktur ki ancak beyaz yakalılar evden çalışabilir. Mavi Yakalılar; onlar evden nasıl çalışacaklar?... Yoksa onların işlerini ROBOTLAR'la mı yapacaklar?... Gelecek, kimilerine "karanlık" bir gelecek...Ama bu gelecek; sanki pek yakında gelecek gibi...Üstelik Küreselleşme Kuramı'nı ileri süren Küresel Efendiler'in temel amacı da bu değil mi?... Küresel kültürün oluşturduğu, nitelikli "küresel yurttaşlar" ve "niteliksiz olarak yaftalanan "öteki" olarak tanımlanan, dolayısıyla sayısal olarak azaltılması düşünülen
lanlanan ve ROBOTLAR'la "ikame edilmek" istenen ve dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan İNSANLAR...
Bu salgın nedeniyle; 80'li yıllardan beri tartışılan küreselleşme kavramı, öncelikle küresel bir salgınla ete, kemiğe bürünmüş olsa da... Geleceğe yönelik kaygılar, endişeler, korkular, "gerçekten de hiç bir şey artık eskisi gibi olmayacak mı?" içerikli sorular da küreselleşmiş oluyor. Oysa küreselleşme kuramı; insanlığa öyle tatlı ve umut dolu sözler söylemişti ki dünyalılara ilk kez duyurulurken...Yine de bizler "karamsarlığın küresel bir salgına dönüştüğü" şu günlerde umutlarımızı yitirmeyelim; HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK dediğimiz günlerdeki gibi coşkuyla, özlemle, istekle güzel bir geleceği düşleyelim.