Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Biz bunu yıllarca söyledik

  • 10 Nisan 2019 Çarşamba


Bir ülkenin kalkınmasının tek çaresi, üretici ülke olmasına bağlı olduğunu yine gördük. Bunu aslında yıllarca söyleyen bir çok aydın yazar var bu ülkede. Elindeki imkanlarını doğru kullanmayan, yeraltı kaynaklarını çalıştırmayan, fabrikalarını kapatan ve toprağını işlemeyen bir ülke birilerine muhtaç konuma düşer.

Dünyada söz sahibi olmanın tek sebebi tam bağımsız bir ülke olmaktan geçer. Tam bağımsız olmanın da şartları az önce sözünü ettiğim gibi üreten toplumun işidir. Bağımlı ve bağımsız bir ülke olmanın farkını defalarca anlatsak da, bunun pek anlaşılmadığını sanıyorum. Bağımlı ülke konumunda olduğumuz günler kurtuluş savaşı öncesinde bariz bir şekilde gerçekleşmişti. Ülkemiz dört bir tarafıyla düşman istilasına uğrayarak, elindeki toprakları yabancılar tarafından tutsak olmuş, bütün kalelerine girilmiş, aziz vatanın her bir yanı işgal edilmişti. Bunda yalan var mı? Yok tabi ki. Bunu bilmeyen kimse kalmadı. Yedi düvel biliyor. Lakin bilmeyenler, kendi şahsi çıkar ve emellerini öne çıkararak bu işi anlamak istemiyorlar. Bunca yazılan, çizilen kitapları gazeteleri sadece % 1’ini okusalar bu iş kökten çözülecektir.
Memleketin dört bir yanı ekilecek araziyle doluyken, biz halen hayvanların yediği otu bile dışarıdan alan ülke olduk. Biz aslında Milli Mücadelenin ardından çok kısa zamanda ülkenin dört bir yanını demir ağlarla örmüştük. Bu ağlar sadece devlet demir yollarının tren geçirdiği ağlar değil elbette. Memleketin neredeyse tamamı ekildiği taktirde dünyayı besleyecek bir ülke olan bu güzel yurt şimdi başkalarından ürün alıyor. Kısacası tereciyi tere satıyoruz. Ülkemiz o kadar güzel bir konuma sahip ki, ülkemizin üç tarafı denizlerle kaplı, içeride de bir iç denizimiz mevcut. Biz balığı bile en pahalı olarak tüketiyoruz. Balığın üretimini, denizciliği öğretemedik. Sadece denizlerimizi adam gibi kullansak dünyaya hükmedeceğiz. Ama nerede o günler.
Biz Avrupa ile Ortadoğu’nun geçiş köprüsü olarak şahane bir stratejik konuma sahibiz ve bu nedenle tüm dünya ülkelerine esas duruşta saygı sağlayacağımız gerekirken, elimizdeki imkanları değerlendiremiyoruz. Bizler yurtta sulh cihanda sulh olgusunu unutarak, başka alanlara gitmeyi kendimize görev edindik. Bu görev sonucunda, bizim ülkemiz için ağzının suyu akanlara, kurtuluş savaşında gösterdiğimiz yenilgiyi şimdi soğuk savaşla bizden almaya ant içmişler görüntüsü çiziyorlar. Oynanan oyunlarla ilk defa en disiplinli askerimize çamur atılıp sıkıntıları yaşatanlar, daha sonra ekonomimizi bağımlı hale sokarak bizi tam bağımsızlıktan bağımlı hale getirmeyi başardılar. Şimdi ise ta uzaklardan bıyık altından gülüyorlar. Yazıklar olsun ne diyelim. Bizler bu ülkenin dinini, dilini, yaşamını modern bir olguyla daha güvenilir sağlayan Atatürk ilkelerini unutup, emperyalistlerin desteğine sığındık. Onlar da bizler için beklediklerini şimdi almanın sevincindeler. Nasıl mı? Her şey ortada. ABD’nin kararlarını okursanız benim dememe hiç gerek duymadan ne dediğini anlayacaksınız.