Selma Erdal

Tüm Yazıları


Birleşemeyen Milletler

  • 26 Eylül 2018 Çarşamba


Günümüzde Dünya’nın karşı, karşıya olduğu en büyük tehlikenin; KÜRESEL ISINMA olduğu artık yadsınamaz bir gerçektir. Bilim insanlarının yaptığı açıklamalara göre; Dünya’nın iklimi hızla değişmektedir, üstelik bu değişiklik önceleri varsayıldığı gibi soğuma olarak değil, ısınma olarak gerçekleşmektedir. Son verilere göre de Dünya’da gerçekleşmesi beklenen iklim değişikliğinin +6 derece olması durumunda kıyamet olasılıklarından söz edilmektedir.
Bu konudaki öngörülerin bulunduğu “6 Derece Isınan Dünyadaki Geleceğimiz” adlı çalışmasında Mark LYNAS; korkunç geleceğe ilişkin senaryolara değinmekte ve yazar okurunu şu sözler çerçevesinde uyarmaktadır:
“Zengin, fakir fark etmez, bütün ülkeler yaşanabilir olmaktan çıkacak. Dünya nüfusu ürkütücü şekilde azalacak. Bazı bölgeler kuraklıktan kırılacak, bazıları ise sellere boğulacak. Elbirliğiyle yaratmakta olduğumuz geleceğimiz işte bu: Altı derece daha sıcak bir Dünya. Bilimcilerin öngörülerine göre, 2100 yılına kadar atmosferin ortalama sıcaklığı 1,1 ile 6,4 derece artacak”Yazara göre her bir derecelik artışta; kentlerimiz, kıyılarımız, dağlarımız, nehirlerimiz, ormanlarımız, ekili topraklarımız, kısacası yaşadığımız ortamın tamamı küresel ısınmadan etkilenecektir.Yazar bu çalışmasıyla; “ya hemen harekete geç, ya da topluca yok olma riskini göze al” demek isterken, açıkça uyarmaktadır insan türünü… Dünya genelinde yaşanan İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ sorunu nedeniyle ülkelerinden, başka ülkelere kaçan, göçen ve İKLİM GÖÇMENLERİ olarak da tanımlanan bu insanların; bazen ve de çoğunlukla ölümle sonuçlanan bu göç yolculuklarının birinci nedeni olabilir mi yeterince beslenememe ya da hiç besine ulaşamama sorunsalı?...Ve bir yanda da Henry Kissinger’in o acımasız sözleri beynimizde yankılanırken…Ne demiş Yahudi kökenli o muhteşem Amerikalı bir zamanlar söyleşi yaptığı İtalyan gazeteci Orianna Fallaci’ye?...
- Petrolü kontrol edersen; ulusları kontrol edersin…Yiyeceği kontrol edersen; insanları kontrol edersin…
Bu düşünce çevresinde birleşenlerin eliyle gıda pazarına sürülen GDO’lu tarım ürünleriyle de insanları aptal edersin, kanser edersin ve son aşamada yok edersin…
Öte yandan da yükselir çığlıklar, saygın ve namuslu bilim insanlarının ağzından:
- İnsanların en az üçte ikisini öldürmek istiyorlar !…
Bu açmazın, bir başka deyişle gıda sorununun ve son aşamada GDO’lu tarım ürünlerinin; insanlığın karanlık bir geleceğe sürüklenmesi pahasına ne ince hesaplarla ve ne denli ölümcül gerekçelerle üretildiğini artık çok iyi biliyoruz. Ve...Doğal olarak Kissinger biliyordu ki bu kaynak zengini ülkelerde nüfusun azaltılması konusunda bir çalışma başlatması halinde emperyalist ve hatta soykırımcı olarak suçlanacakdı. Dolayısıyla emperyalizm suçlamalarını en aza indirmek için ABD; Dünya genelinde nüfus faaliyetlerini desteklemesinin ardında şu kaygıların yattığını sürekli vurgulamaktadır:*Çiftçilerin çocuk sayısını belirleme ve bununla ilgili bilgi eğitim ve yöntemlere ulaşma hakları vardır.*Hızlı nüfus artışının olduğu fakir ülkelerde fakirliğin nedeni nüfus artışıdır ve fakirliğe katkıda bulunur. Bu nedenle nüfus planlaması faaliyetlerinin asıl amacı fakir ülkelerdeki iktisadi ilerlemedir.ABD uygun bir yöntemle dünya nüfusunu kontrol etmenin hem gelişen, hem de gelişmekte olan ülkelere ortak fayda sağlayacağı mesajını vermelidir.’Küresel ölçekte nüfus kontrolünün yeni adı ‘seçim özgürlüğü’ ve ‘sürdürülebilir kalkınma’ sözleriyle süslenmelidir.
Sonuç olarak; ABD Dünya düzenini sağlamak amacıyla yalnızca “demokrasi getirmek” bahanesiyle asker-silah gücüyle ülkelerin sınırlarını aşmakla yetinmiyor, bir de özelde ülkelerin nüfusunu denetleme ve daha geniş kapsamlı olarak son aşamada Dünya nüfusunu azaltma işine giriyordu ve bu amacı için aracı da GIDA, ama genetiğiyle oynanmış gıda oluyordu ve böylece ülkelerin sınırlarını aşmakla kalmayıp, ulusların sofralarına oturuyordu.
Bu süreçte giderek Dünya gündeminde GIDA HAKKI diye yeni bir kavramdan söz edilmeye başlanıyor:
“Gıda hakkı hesap verebilirliği arttırmayı ve hükümetlerin açlığa ve yetersiz beslenmeye karşı savaşmak ile verimi arttırma mücadelesini birbirine karıştırmamasını sağlamayı amaçlıyor. Ama hesap verebilirlik aynı zamanda kamu politikalarının, toplumsal merdivenin en alt basamağındakilerin gereksinimlerine göre oluşturulmasını ve politikaların sürekli sınanıp gerektiğinde yeniden düzenlenmesini sağlamaya yönelik bir araç.”
GIDA HAKKI’na ulaşmak, bu haktan yararlanmak bağlamında bir başka kavramla da tanışıyoruz: Sulama, makineleşme, yüksek verimli tohum çeşitleri kullanma ve kimyasal gübreden oluşan YEŞİL DEVRİM…
Bununla birlikte YEŞİL DEVRİM’in; en kenarda kalmış topraklarda çalışan en yoksul çiftçilere ulaşmadığına, kadınlara da pek uğramadığına ilişkin yakınmalar çıkıyor karşımıza... Çünkü kadınlar; erkeklere oranla daha az kredi olanaklarından yararlanabiliyorlar, yayılım hizmetlerinden daha az destek alıyorlar ve teknolojik devrimin dayandığı girdilere para bulamıyorlar... Devrim; bazen para sıkıntısı çeken çiftçileri yüksek değerli dış girdilere bağımlı hale getiriyor. Bu olumsuzlukların sonucunda da; emek-yoğun üretim şekillerinden, sermaye-yoğun tarımsal modele geçildiğinden, iş alternatiflerinin yokluğunda kırsaldan kentlere göç hızlanmış oluyor. İşte bu göçü önlemek amacıyla da “Tarımsal-ekolojik üretim biçimi” üzerine araştırmalar yapılıyor ve şu savlar ileri sürülüyor:Tarımsal ekolojik üretimle çiftçiler; hektar başına büyük verimlilik sağlayabilirler ve bu üretim biçimi; doğal kaynak kullanımı açısından da son derece verimlidir. Fakat çiftçiler; genellikle emek-yoğun oldukları için, önemli ölçüde makineleşmiş ve sermayeyle beslenmiş büyük ölçekli üretim biçimleriyle kolay, kolay rekabet edemezler.Bu nedenle Devletin güçlü bir desteği yoksa başarısız olurlar.İşte bu Devlet denen örgütlerin her biri;25 Eylül 2018 günü Amerika'da gerçekleştirilmiş olan BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'in 73.genel kurul toplantısına katıldılar.Bu toplantıda; Dünyanın Efendiliği'ne soyunan TRUMP da, onun karşıtı sözlerle mazlumların, ezilen, sömürülen ulusların koruyucusu kimliğiyle ERDOĞAN da...Ne yazık ki bu çok önemli uluslararası buluşmada...Dünya'nın en önemli sorunu olan KÜRESEL ISINMA ve Dünyalı'nın da en önemli sorunu beslenme konularına hiç değinmediler.Gündemlerinde yalnızca güç gösterilerine ilişkin sözler, Ortadoğu topraklarında egemenliklerini saydırma ve savaş tehditleri vardı.Oysa Ortadoğu toprakları, özellikle de Mezopotamya havzası;insanlığın varoluşundan ve tarımsal üretimi buluşundan beri en verimli toprakların bulunduğu bölge olmuşdur.Üstelik insanlığın Küresel İklim Değişikliği sonucunda giderek daha da artan bir AÇLIK sorunu vardır ve bu soruna karşı tarımsal üretimle çözüm bulunabilecek topraklarda da neredeyse 40 yıldır süregelen kanlı bir savaş vardır.Hiç bir konuşmacı; bu savaşın durdurulması, Ortadoğu'da kalıcı barışın sağlanması ve verimli topraklarda artık tarımsal üretimin başlamasına ilişkin bir tek söz bile söylemedi.Özellikle dinden, Tanrı'dan söz eden TRUMP; Tanrı'nın insanlara ilk kutsal sözlerini ilettiği bu topraklarda yaşanan savaşa karşı barış, bereket, bolluk üzerine umut verici vaadlerde bulunmadı. Onun dilinde yalnızca tehdit, yıkım, savaş vardı ve buyurdu Dünya ülkelerine:-Benim gücüme boyun eğin!...Her geçen gün AÇLIK tehlikesiyle daha da bunalan Dünya'da,bu önemli toplantıda insanlık için daha iyiye, güzele, umuda yönelik kapılar açılmadı ...Bunun anlamı da Ortadoğu topraklarında savaş son bulmayacak,Türkiye'ye Ortadoğu topraklarından daha çok göç olacak...İnsanlar umutsuzca yoklukla bunalacak...Beslenmeden, barınmaya sorunlar daha da artacak...İşte uluslararası çok önemli bir toplantıda yine havanda su dövüldü, barış beklentisi yine sömürgen, saldırgan ve de Dünyanın Efendisi geçinen Trump ve destekçisi ülkelerin hırslarına yenildi.Bu önemli toplantı; bir kez daha BİRLEŞ-E-MEYEN MİLLETLER toplantısı olarak insanlığın sorunlarına çözüm bulamadan,son buldu.