Selma Erdal

Tüm Yazıları


Biraz Siyaset, Biraz Naylonlu Ziyafet

  • 21 Ocak 2019 Pazartesi


ABD'ye göre Türkiye'nin tek ihraç ürünü var.o da askeri...Oysa son yıllarda "yalan masallar" pazarlaniyor dünyaya ki onlar tv dizi filmleri...Oyuncuları da ülkenin yeni zenginleri...Bakalım sektör ne zaman tıkanacak, ihracat ne zaman duracak?...
İhracat, ithalat, ekonomi tartışmaları sürerken...Bizimkiler Ortadoğu'da "beka" içerikli savaşları düşlerken...
Arap Birliği Başkanı;Suriye'nin Birlik'e katılması için ESAD'a gitmiş.Ülkeyi, ulusu Araplaştırmak için canla, başla çalışanlara "gelin siz de aramıza" diyen var mı?...YOK...Öyleyse nedendir bu kimlik kirliliği ve nedendir böyle Türk Ulusu'nun birliği bozulsun diye anlamsız çabalar?...
17 Ocak 2019 günü; DAEŞ saldırısı nedeniyle 4 Amerikalı askerin ölümü nedeniyle...Bizden Amerika'ya Mehmetçikler hediye...Yeter ki Amerika lojistik destek versin; DAEŞ temizlenir AKBAŞKAN'ın emriyle...
Yeter ki TRUMP; geçirtmesin ekonomimize kramp...
Oysa 21. yüzyılda savaşlar askeri değil, ekonomik...Bir ülkenin ekonomisini mahvetme tehdidi yapılırsa, bu 21. yüzyıl tarzı savaş ilanı...Buna karşın bizimkilerin tavrı;tek sözcükle açıklandı: Üzüldük...Ama bu mahvetme girişiminden çok; DAEŞ eliyle 4 Amerikalı askerin mahvedilmesine üzüldük mü demek isteniyor acaba?...

Ve ben bugünü bırakıp, yine düne bakıyorum; yine bir asker, yine bir yardım önerisi...İşte bu da o günlerin öyküsü, kısaca aımsatayım:
27 Haziran 2006, Kanal D, Anahaber'de Mehmet Ali Birant duyuruyor:
Filistinliler; 20 yaşındaki İsrailli er Şalit'i kaçırmışlar...
İsrail Dışişleri Bakanı, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den arabulucu olmasını "rica" ediyor...
Gül de Filistinliler'i arıyor, sorunun barışçıl bir yolla çözümlenmesi için...
Ve Dünya kamuoyu bekliyor, ne olacak diye...
Bense bekliyorum; ne İsa'ya, ne Musa'ya ( ki ne Doğu'ya ne de Batı'ya) yaranamayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin itibarının/saygınlığının kalıp kalmadığını, sözünün dinlenip dinlenmeyeceğini görmek için ...
Batı'ya yaranmak için; neredeyse bağımsızlığından, en önemlisi de Lozan Barış Antlaşması'nın kazanımlarından vazgeçercesine verilen ödünler...
"İktidara gelmelerine katkıları olduğu sürekli tartışılan" Araplara yaranmak için de; LAİKLİK ilkesinden verilen ödünler...
Ve bugün, RTE'nin, ülkemizin uluslararası alanda saygınlığını, sözünün dinlenebilirliğini nereden nerelere getirip/getirmediğinin sınanacağı bir olay yaşanıyor...
Hamas'ı ülkemize çağırarak, ona "meşruluk" kazandırma girişimiyle olmuyor; sözünü dinletebiliyor musun, arabuluculuk girişimine değer veriliyor mu?...

Dünler...Bugünler...Yarınlar...
Biz hep birileri için durumdan vazife çıkarmağa hevesli...O birileri de bizi çarşafa, çuvala dolamağa niyetli...
Tanrı Türk'e birazcık akıl , us bağışlasa; ne iyi olur değil mi?..



Naylon sorunsalını paraya dönüştüren, dönüştürene...
Nasıl mı?...
21 Ocak 2019 akşam üzeri; telefonla aranıyorum (TCK 299 nedeniyle terör şubeden değil,o konuda nasıl olsa yargılanıyorum)...Hattın ucunda genç bir kadın sesi,"green peace" adına konuşuyor ve yeni yetmelerin çarpık kentleşme örneği, çarpık Türkçesi ile plastiklerin neden olduğu çevre kirliliği ve naylon poşetler üzerine başlıyor ahkam kesmeğe...
Kaygılanma benim adıma; belki sen doğmadan çok öncesinden beri konuşuyorum, yazıyorum naylon, plastik karşıtlığı üzerine...
Adını veriyor şirketin ki o COCA COLA firması...Vermişler onları yargıya, aldırmışlar karar plastik ambalajlar kullanmasınlar diye, dolayısıyla şirket yğzde 30 azaltmış plastik ambalaj kullanımını...Karşılık veriyorum ona; yıllar öncesinde aynı şirketi biz de şikayet etmişdik yargıya, Bursa'nın yeraltı sularını çalıyor diye...Uluslararası şirketler devlet gibi, borularını öttürürler istedikleri gibi...Sanki ne değişti?...Evliya Çelebi'nin "Velhasıl Bursa sudan ibarettir" diye tanımladığı kentin yeraltı suları kurudu diyorum...
O papağan gibi yineliyor sözlerini, plastik karşıtlığı üzerine "green peace" örgütünün çalışmalarını...
Kolay gelsin size diyorum; bunları ben akademik anlamda biliyorum, "kentleşme ve çevre sorunları" benim uzmanlık alanım, siz asıl konuya gelin, benden ne istiyorsunuz diyorum...
Bunca dolaylı konuşmalardan sonra, kızımız geliyor gerçek arama nedenine...Diyor ki...
-Bu çabalar için harcamalar yapılıyor, bize ne kadar katkı sağlarınız?...
Bunca laf salatasının sonunda,geldik temel konuya; PARA isteme faslına...
Sizi çok iyi anlıyorum diyorum; siz de bizi yönetenlerin izinde, çevre için çözümde, gözünüz bizim cüzdanlarımızda...
Oysa Çevre Yasası'nda bir ilke vardır; "kirleten öder" sözleriyle dile getirilen...
Siz çevreyi kirletenlerin kapısını çalın, yakasına yapışın; örneğin çevreye duyarsız üretim yapıp, sonra da fabrikalarını kapatıp, başka ülkelere kaçan kocaman kasalı adamlar ve madamlar var ya işte onlara (b)ulaşın...
Ve "naylon" üzerinden çevre sorunlarına,bizlerin cüzdanlarıyla çözüm bulmağa kalkışanların çağrısına telefonumu kapatıyorum.

Kim bilir yaşadıkça daha neler göreceğiz şu uyanıkların, kurnazların, fırsatçıların "sözde" özverili girişimlerine tanık oldukça?...