Selma Erdal

Tüm Yazıları


Bir Kutlu Gün Daha

  • 12 Kasım 2019 Salı



Dünyada 11.11 çılgınlığı.. Adı da bekarlar günü... Yeter ki dönsün kapitalizmin çarkları; 11 Kasım'da da olsun, onların düğünü... Bekar, bakir ya da bakire; her ne iseniz, ne?... Yeter ki alışveriş yapın, paraları saçın; boşverin geleceğe...
Üstelik her yapılan alışveriş çılgınlığı, yeni üretimlere gebe ve her üretim sonucunda da saldırılıyor doğal kaynaklara... Sonuç olarak; kaynakların aşırı kullanılması sonucunda da, işin gerçeği tükeniyor gezegenimiz Dünya!...
Uluslararası Bekarlar Günü bir yana; bizim aklı evveller de bugünün adına Ağaç Dikme eylemi gerçekleştirdiler ülkenin dört bir yanında...Kuşkusuz övgülere değer bir uygulama... Ama yapılaşma uğruna yakılan ormanlar, altın aramak amacıyla Kazdağları'nda kesilen ağaçlar... Onların hesabını kim verecek geleceğimiz olan çocuklara?...
Uzmanlar ne kadar deseler de...

İnsan dünyanın efendisi değil, doğanın bir parçası olduğunu anladığı an paradigmatik dönüşüm başlamıştır.
Ama azmanlar; bu sözlerin anlamını kavrayamadıkça ne yazık ki dünyamız, doğamız, çevremiz risk altında, istedikleri kadar ağaç dikseler de her 11 Kasım'da...
Eğer "aç mezarı yok, açlıktan kim ölmüş?" diye sözlerin türetildiği bir toplumda, açlık intiharları yaşanıyorsa siz kime ne anlatabilirsiniz ki bu olumsuz koşullar sürdükçe?...
Kuşkusuz dünya genelinde 70'li yıllardan beri ve hatta daha da öncesinde (ki 1968'de Roma Klubü'nce hazırlatılan Bay-Bayan Meadows çiftinin çalışmaları var) çevre sorunlarına dikkat çekilmiş, tartışmalar başlamıştır. Daha sonrasında 1987 yılında Bruthland Raporu'yla Sürdürülebilir Kalkınma Kavramı tartışmaya açılmıştır. Daha sonraları bu kavram; bilim uzmanlarınca ve ekolojistlerce ve de ekonomistlerce tartışılan ana kavram durumuna gelmiştir. Gelmiştir ama dünyamıza, doğamıza, çevremize yapılan saldırılar da ne yazık ki sürdürülebilir duruma gelmiştir.
Ne yazık ki üretici (kapitalizmin efendileri) en fazla kar; tüketici (ki onlar da tüketim toplumunun köleleri) en fazla yarar elde etme düşüncesini sürdürdükçe de sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşme olasılığı bütünüyle bir düştür, bir hayaldir, bir ütopyadır.
Üstelik bugünlerde Türkiye'deki açlık sınırındaki insanlara "çöplerinizi toplayın" ya da "doğayı koruyun, kollayın" dediğinizde, nasıl bir tepki alacağınızı düşünebiliyor musunuz?...
İnsanlar yaşamda kalabilme savaşımı verirken... Onlara doğanın yaşaması için özenli ve özverili olmalarını söylemek... Eskilerin deyişiyle; "adam asılmaya giderken, terlik-pabuç isteyen kadın" durumuna düşürmez mi çevre üzerine öğütler verenleri?... Belki de "kasap et derdinde, koyun can derdinde" deyimindeki duruma...Öyle değil mi?...

Ne diyelim?...
Tüketim toplumu işte; üretir, tükensin diye pazara sunar, satar... Üretmek için yeniden doğaya saldırır... Ürettikleri, çok çabuk tükensin diye, tatlı sözlerle kandırır, tüketicilere ürününü aldırır. Aldırmak için de reklam afişleri, cıngılları, duyuruları yetmez, bir de alış-veriş çılgınlığı için yeni, yeni günler buldurur. Yeter ki sömürü düzenin çarkları dönsün, onların kasaları dolsun, tüketim girdabına kapılanlara ne olursa, olsun, onların umurunda mı?...

Yine 11 Kasım gününde; tüketim yerine, ağaç dikme yarışına girişenlere elbette ki övgüler, alkışlar. Ama bu girişimler; ormanlara yapılan saldırılar sürdükçe,göz boyamaktan, daha açık bir deyişle "takiyye yapmak"tan öteye gitmeyecektir.
Önemli olan; kalkınmanın da, ormanların kalıcılığının da sürdürülebilir olması, bu ülkeden kaynakların değil, yokluğun, yoksulluğun kaldırılmasıdır.
Öyleyse hep birlikte ne diyelim yürekten?...
- Yeni dikilen fidanlar kök sala!... Yeşerip, çoğalıp, gür ormanlar ola!... Ama o ormanlara yok ediciler dalmaya, ağaçların canını almaya!... AMEN!...