Selma Erdal

Tüm Yazıları


Bir Kitap Önerisi

  • 14 Kasım 2019 Perşembe


Hristiyan dünyası "Bir lokma, bir hırka" anlayışında olan Katoliklik'den, Almanya'da Luther'in geliştirdiği "çalışma ve sermaye birikimi yapmanın günah ve yasak olmaktan çıktığını söyleyen" Protestanlık'a geçişle; ilerleme ve gelişme göstermiştir. Bir başka deyişle; Protestan inançla, Ortaçağ'ın bağnaz dinsel yapısından kurtularak...
Genelde az gelişmiş ya da geri kalmış toplumlarda; aklın önüne inancın, bilimin önüne ilimin, bilginin önüne dinin geçtiği bilinen gerçektir ne yazık ki... Üstelik ülkemizde de dindarlık değil ama dincilik virüs gibi yayılmaya başladığından beri; bu yayılmaya karşı olanlar arasında bir önyargı da hızla yayılmaktadır. O da Japonya'nın; dini olmadığı için, hızla geliştiği yargısıdır. Acaba bu önyargı doğru mudur?...Din sosyoloğu Roland Robertson'un araştırmalarına ve özellikle de KÜRESELLEŞME ve KÜLTÜR adlı çalışmasına bakarsak, bu yargının doğru olmadığını anlamış oluruz. Robertson bu çalışmasında; "Japonya ve Din" konusuna geniş bir yer vermiştir.
Robertson'un araştırması bağlamında konuyu açarsak; bilindiği gibi KÜRESELLEŞME deyince, küresel olanla, yerel olan arasındaki ilişkiyi sorguluyoruz. Yazara göre; bu ilişkiyi incelemek için en iyi örnek JAPONYA...Bir toplumda en temel kavramlardan biri "temsil" ise (temsil; birinin ya da bir topluluğun adına davranış olarak değerlendirilir, dünyadaki egemenlik ilişkileri, dinin toplum üzerindeki etkisi gibi) diğeri de bu temsilin "meşruiyet"i (meşruiyet; meşru olma, yasaya uygun olma, yasaya uygun bulunma) bir başka deyişle toplumda kabul görmesi... Dolayısıyla Robertson'a göre; Japon modernleşmesi; toplumun kendi koşullarında değil, bir taklitçilik anlayışıyla gerçekleşiyor,bir de devlet dini ŞİNTO'nun etkisiyle...Japonya'da; aile içi hayatta "temsil"in ne denli, "meşru" kılınacağı önemli... Suç ve günah kavramlarına gidilmeden, gelenekler öğrenilerek gerçekleşiyor. Ama birey; toplum adına yine de kendi hayatından vaz geçebilecek yapıda... ÇÇünkü önemli ve öncelikli olan toplum; birey değil onlar için...Ayıp ve günah kavramlarının; Japon toplumunda, bireyin kendini temsil etmesi sürecinde kesinlikle sorun olmayacağı, bireyin kendi toplumsal yaşamını yaşarken kesinlikle hesap verme durumunda kalmadığını anlatıyor Robertson bizlere...Bununla birlikte saygı; spirituel (tinsel, ruhsal, manevi,kutsal) süreçte gerçekleşiyor. Örneğin; bir Japon tapınağına gidildiğinde saygılı ve sessiz olmanız, diğer insanların kendi tanrılarına ibadet etmeleri sırasında, onları rahatsız etmememiz gerekiyor (hangi dinden olursanız, olun). Ne üzerinize giydiğiniz önemli, ne de mum yakmanız gerekiyor. Yanınızdakini rahatsız etmediğiniz sürece; ibadetinizi yapmış sayılıyorsunuz. Bunun en önemli etkisi de; "temsil" ve "meşruiyet"... Toplumda bütün dinler temsil edilebiliyor, bütün inançlar meşru, geçerli...Hiç kimsede bu nedenle kendini suçlu ve günahkar hissetme fobisi yok. Üstelik Japonlar bütün dinlerin güzel yanlarını alarak; bir bakıma ŞİNTO inancı içinde ergiterek, içselleştiriyorlar. Bir bakıma bizdeki gibi; sen Alevisin, sen Sunnisin, sen Yahudisin ya da sen dinsizsin diyerek kimse, kimseyi yargılamıyor.
Bilindiği gibi...Bu aralar Didim'de "kitap okuma toplulukları" var ve çok güzel etkinlikler gerçekleştiriyorlar. Keşke yalnızca roman ya da şiir kitaplarını değil de çağımızı ve çağdaşımız olan halkları anlamak için yararlı ve gerekli kitapları okuyup, tartışmaya açsalar...Dinci yobazlığa düşmeden, ama güçlü dinsel inanç ve güzel ahlakla; bir ülkenin kalkınmasını gerçekleştirirken, halkının da gönenç içinde yaşamasını sağlayan bir toplum olan Japonya üzerinden karşılşatırmalar yaparak, ülkemizin neden geri kaldığını irdeleseler... Japonların; hırsızlık, dolandırıcılık, özel yararını kamu yararından üstün görme gibi ahlak dışı tutum ve davranışlara girmediklerini...Bunları da ŞİNTO inancıyla yaşarken gerçekleştirdiklerini, sanıldığı gibi hiç de dinsiz ve de inançsız olmadıklarını... Uhrevi olanla, dünyevi olanın; bir ülkenin gelişmesinde engel oluşturmadığını, ama birbirlerinin alanlarına da karışmadıklarını... İşin gerçeği bizim ANAYASAMIZ'da bir ilke olarak var olan LAİKLİK kavramının, Japon toplumunda adı konmadan, uygulamada olduğunu... Tüm Laiklik karşıtı dinci yobazlara da anlatsalar, toplumsal aydınlanmada olumlu işlev görseler.. Ne güzel olur değil mi?...
Kuşkusuz gündeme aldığımız bu yazarı ve kitabını bilenler vardır ama "Japonlar'ın dinsel inancı olmadığı kanısını taşıyanlar da olduğunua göre", bu kitabın varlığını bilmeyenler de vardır. Dolayısıyla yazarın ve kitabının adını da paylaşalım ki, konuya ilgi duyanlar bu çalışmaya kolayca ulaşabilsin.
*Roland Robertson; KÜRESELLEŞME Toplum Kuramı ve Küresel Kültür, Bilim ve Sanat Yayınları, 1999
İyi okumalar... Kitapsız kalmayın; bilimden, bilgiden uzaklaşmayın...