Selma Erdal

Tüm Yazıları


Bir Fayton Arabası Tartışması

  • 02 Haziran 2018 Cumartesi


Daha dünlere kadar Çingene'in yaşam biçimi, geçim kaynağı, evi olan fayton...Başımıza hayvan hakları savunucusu geçinenlere pek dert oluyor.Kedileri, köpekleri; insandan daha çok sevenler yetmedi, bir de fayton çeken atlara takıldılar, yarım akıllarıyla...
Buharli motorlardan once faytonlar vardi...Atlara üzülüyorsaniz...binicilik sporlarını yasaklatmak için de kampanya baslatmalısınız...Birgun petrol biterse ya da petrol alacak döviz bulunamazsa;yeniden faytonlara gereksinim duyabilirsiniz...dermişim...bu konuda daha çok soz soyleyebilirmisim...Çünkü Bursa Mudanya...Aydin Didim ve elbette ki Izmir... Vee İstanbul Büyükada fayton sefası yeridir... Recaizade Mahmud Ekrem'in ARABA SEVDASI adlı romanı; Mercedesli aşıkları değil, faytonlu aşıkları anlatır. Bu fayton işine en çok bozulanlar da şu Ankaralılar. Neden acaba?... Oysa Atatürk Fikriyesi ile; faytonla gezermiş Çankaya sırtlarında...Angaralı Vehbi ağa; Bursa'nın verimli Yeşil Ovası'nda, ANADOL'u üretmeden ve ANKARAY'ın rayları döşenmeden öncesinde neyle gezerdi Angaralı diye sorsam...Ona da kızar mı acaba şu atlara merhamet duyan çok düşünceli kafalar?...
Ülkenin saplandığı borç batağı nedeniyle... Benzin alamayacağımız günler gelip de... Bir kez daha muhtaç olmayalım şu fayton denen araçlara...Bu arada fayton; mitoljideki Phaethon denen; Güneş Tanrısı Helios'un oğludur ve bu aracın adı onun adından gelmekdedir. Bugün motorlu taşıtların Bursa'da üretildiği gibi, Osmanlı döneminde faytonlar da Bursa'da üretilmekdeymiş. Amerikanın otomobil kenti Detroit City'si varsa, bizim de Bursamız var; n'aber?...
Dönersek atlara...Vay hayvanlara acımıyorsunuz diyenlerce; asılırsak halatlarla...İşte bu durumda; ne pastırma ne de sucuk...Ne ayağınıza ayakkabı, ne de sırtınıza gocuk...Ne süt, ne yumurta...Özellikle de kavurma... Ne tiftik,ne de kuzu yününden hırka; hele ki ağaçdan dut, dutdan da ipek böceğinin kozasını, kozanın da ipeğini beklemeyin...Sakın ola ki beslenmenize ne denizden balık, ne de fırında kızarmış tavuk eklemeyin..Bunlar olmadan nasıl yaşarım ben diye de sakın feryad figan etmeyin... Sonra yazık olur; ata, eşeğe, danaya, koyuna, keçiye...Ve ola ki uzanırsanız dalındaki zeytine...Özellikle de siyah altın sızması için sıkarsanız onu iki taşın arasında... Hemen derim ki sizlere; hiç mi merhamet yok yüreklerinizde ?... Sizlerin merhameti yalnızca fayton çeken beygirlere mi?... Şöyle bir bakın bakalım çevrenize; insanlar nasıl da kaygılı evine bir lokma ekmek götürebilmek uğruna... Faytonla sefa sürecekleri taşıyıp,üç beş kuruş para kazanabilmek için çekdikleri cefa...Marjinal (türedi) işler işte; bozacılık, şıracılık, işportacılık gibi...Yoksulun oğlu; günü kurtaracak...İnsan olarak kendi haklarının bilincinde değil ki hayvan haklarını mı düşünecek?...Oysa varsıl dediğin kitle; jokey klüplerinde ya da hipodromlarda atlarla haşır, neşir... Çok merhamet yüklüyse yürekleriniz; varsılları bu atlardan aşağıya düşürün...
Didim'deki VeganFest de bile; kadınlar bazlamaları, gözlemeleri, o nefis börekleri satıp, sizler de afiyetle yerken...Demediniz hiç biriniz; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?... Hani bunun vegancası...İşte bunların yapımı için süte, yumurtaya, tereyağına atılmış hazırlayanların kancası... Oysa hamuru sütle yoğrulmuş ekmeğin francalası...
Bugün dünyanın en zengin ülkesi ÇİN (ki Amerika'ya bile borç veriyor)...Orada çekçek denilen faytonları; atlar değil,insanlar çekiyor...Bizde de öyle yapılsın en iyisi... Nasılsa ROBOTLAR nedeniyle; pek çok insan işsiz kalıp, açığa çıkacağına göre... Nasıl ki tarımda makinalaşma ile tarımdaki gizli işsizler, açık işsizlere dönüştü. Derken kırdan, kentde göç başladı; bu kez kentli insan kırsaldan gelenle ekmek mi bölüşdü, kesinlikle hayır, yalnızca iş için dövüşdü...

İşte ROBOTLAR yaygınlaşıp, işlerinizi ele geçirdiğinde; vah ki vah şu insanların başına geleceklere... Kendilerine acıyıp, ağlamakdan acaba fayton çeken atlara ağlamak gelecek mi akıllarına?...
Migros'da "jetkasalar"da kendi işimi kendim gördüğümde, yazlık alınan yeni yetme kızlar "yaşımdan dolayı" kasayı kullanamayacağımı sanarak başıma dikildiğinde diyorum ki onlara;"Hiç benim başımda bekleme...Sen en iyisi gir iyi bir okula, bir meslek edin.Yarın ROBOTLAR ülkeye egemen olduğunda, değil kasada, hiç bir yerde iş bulamayıp, işsiz kalmayasın" diyorum. Bilindiği gibi İstanbul'da ROBOT KURYELER deneme aşamasında; trafik sorunlarına neden ya da kurban olan kuryeler de tedavülden kalkacak çok yakında... Ve dönersek en başa; faytonlara da bir ROBOT gerek...Şu üç günlük dünyada "hayvanlara eziyet edenlere" gönderelim zehirli bir engerek...
Ve son olarak...ki kuşkusuz yaşamın her alnından pek çok örnek verilebilir ama şu DANSÇI AYILAR konusu...Gariban çingene; ayı oynatırken ona işkence ediyor diye, 90'ların başında ayıları toplayıp, Uludağ Üniversitesi bünyesinde, "ayıları Doğa'ya kazandırma" programı başlattılar... Sonra da ayıları Doğa'ya özgür bıraktılar (bir de iki ayaklı ayıları topluma kazandırma programları başlatılsa ülkemizde nasıl da iyi olurdu)... Ardından Doğa'ya bırakılan ayıları; av sporu yapanlar vurdular/vuruyorlar/vuracaklar da...Sözün özü; her eksiğiniz tam, tamam...Mahallenizde de çıngıllı hamam...Sizlere dert olan yalnızca yoksulun ekmek kapısı; atların çekdiği fayton arabası...Ne diyelim Allah bu memlekete başka dert vermesin; AMEN!...


İşte atlara duyulan merhamet bağlamında yapılan şu saçma sapan fayton tartışması gibi; bugünlerde yine gündeme düşen bir başka tartışma konusu daha var. Hani şu dünden, gündeme taşınan DİPLOMA tartışması...CHP'li Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce'nin yeniden alevlendirdiği DİPLOMA tartışması...Şu faytonlara koşulan atlara yürekleri parçalanan hayvan severlere ettiğimiz üç beş söz gibi İNCE'ye DİPLOMALI bir kaç tümce kuralım en iyisi ki o da paralamasın bu kadar kendisini...Eğer varsa evinde; boş yere üzmesin köpeğini, kedisini...Ya da bizim yerimize yükselsin bir "dış" ses, uyarsın FİZİKLERİN EFENDİSİ'ni...
-Züğürt Yahudi gibi; yine gündemi belirlemek için eski defterleri mi açdın?...Diploma-sızlık yarası ile yüreğini mi deşdin?...
-Hangi padişahın diploması vardı ki?... Bre mel'un; hangi cürette diploma sorarsın?...
-Yasama+Yürütme+Yargl; tek geçerim. Hangi çılgın bana diploma soracakmış şaşarım mı dedirtmek istersin?...
-Haydi DİPLOMANI AL DA GEL buluşması yapalım; bakalım kimler gelemezmiş, bunu mu merak edersin?...
-Peygamberin evrakı-ı metrukesini bulup, kutlu doğum haftası düzenleyenler, DİPLOMA mı bulamayacaklar?... Petrol vardı da içdik mi?... Daha neyi sorgu, sual edersin?...
Mübarek Ramazan ayı şerefine; Hacivat ile Karagöz gibi diyelim ki sürç-i lisan ettik ise af ola...Sözlerimiz şakadan sayılacak birer gaf ola...İsteriz ki güldürürken düşündürmek; bizim için böylesi pek hoş ola...