Selma Erdal

Tüm Yazıları


Bir Ekonomi Yazısı

  • 20 Eylül 2018 Perşembe


Mekanik olarak buharın enerjisinden faydalanmayı ilk olarak bir Fransız mühendisi olan Salomon de Caus düşünmüş. 1698 yılında bir İngiliz olan Thomas Savery buhar pompası denen ve su pompalamada kullanılan makinayı yapmış.
Bir pistonun bir silindir içinde hareketini sağlayacak şekilde buhar basıncından yararlanma, 1679’larda buharlı tencereyi bulmuş olan Fransız fizikçi Denis Papin tarafından gerçekleştirilmiş. Bu prensipten hareketle bir emme tulumbasının kolunu, silindir içinde hareket eden pistonla ilişkilendiren ve su pompalamaya yarayan gelişmiş bir buhar makinası da Thomas Newcomen tarafından yapılmış.
Bütün bu ön çalışmalardan sonra buhar makinalarındaki en önemli gelişmeyi James Watt adında bir İngiliz yapmış.

Dolayısıyla bu kadar adamın verdiği uğraşlar sonucunda; kömürün yardımıyla, buharın gücü keşfedilmiş ve bu gücün etkisiyle de İngiltere'de bir SANAYİ DEVRİMİ başlamış. Sanayi Devrimi ile eşgüdümlü olarak; insanın insanı ve insanın doğal kaynakları sömüren düzeni başlamış.
İnsanlık Tarihi boyunca insan; efendi-köle, patron-işçi ilişkisini kurarak, sömürünün önlenemez yükselişinin formülünü bulmuş. Bir başka deyişle de kapital-emek sömürü düzenini kurmuş.Bu düzenin sürdürülebilirliği için; doğal kaynakların sürdürülebilirliğini gözardı ederek ve bu eylemlerini; İncil'in "Tüm kaynakları emrinize sundum, dilediğinizce kullanın" sözleriyle destekleyerek, yeryüzünde varolan tüm doğal kaynakları kullanmış. Yerüstünde ve yeraltında ne varsa; açgözlü bir hırsla ellemiş, bu gezegende ne varsa elini uzatmış.Özellikle de yeraltındaki madenlere ulaşmak için de toprağın bağrını, karnını eşmiş, deşmiş,delmiş.Bu fiziksel ve bazen de kimyasal müdahaleler, karışımlar sonucunda; toprağın altında bir takım boşluklar, çukurlar oluşmuş. Gün gelmiş yüzeysel olarak düz gibi duran, ama altında oyuklar bulunan ve bu oyukların varlığı bilinmeden; bu alanlara kentler, kasabalar kurulmuş, yollar yapılmış.Sonrasında öyle olaylar yaşanmış ki deprem olmadan, yer sarsılmış, ansızın toprak bu yapıları, bu yolları yutmuş. Çünkü 18 yüzyıldan beri maden bulmak için yeraltında açılan ocaklarda, madenler tükenince, terk edilen bu maden ocaklarında çökmeler olmuş. İşte 21. yüzyılda bu ocakların üzerini örten topraklarda yükselen yapılar, yollar bu boşlukların içine çekilmiş.Bu boşlukların varlığını böylesi çökmeler sonucu öğrenen İngilizler; bundan böyle toprağın jeolojik olarak derinleme araştırmasını yapmadan, yapılarını, yolların rastgele kurmuyorlarmış gördükleri her düzlüğün üzerine...Ki bu arada Amerika'da da benzeri olaylar yaşanmış, elbette ülkemiz madenciliğinin en bilinen merkezi Zonguldak için de aynı tehlike olasılıklar içinde... İngiliz'in dilinde bu çukurlara SINKHOLES deniyormuş. Sinkholes sözü de Türkçemiz'e; OBRUKLAR olarak çevrilmiş. Madenlerin kazılmasının ardından kalan boşluklara bizim dilimizde de OBRUK adı verilmiş.İşte bu Coğrafya içerikli OBRUK kavramı; tam olarak da bizim yabancı sermayeye dayalı ekonomimizi tanımlamaya ne kadar da uygun, uyaklı...
Yaklaşık 15 yıldır; Dünya'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olarak koşa, koşa giden ülkemiz; ekonomi-politik ilişkiler bağlamında " elbette ki bizimkiler birazcık çıkınca Amerika'nın güdümünden" Amerikan Doları'nın yükselişi sonucunda, ansızın tepetaklak geldi.Çünkü Dolar'daki artış;yabancı sermayeye dayalı BÜYÜME'yi durdurdu, tökezletdi. Dış borcumuz bir gecede yükseldi.Yabancı yatırımcı, yabancı sermaye ülkeden çekilince; İngiltere'deki obrukların neden olduğu çöküntülerin benzeri çöküntülere neden oldu ülkemizin ekonomisinde...Çünkü görünen yükselişin, görünen büyümenin altında; bizim olan dolgular yokdu,bunun yerine yabanın sermayesi çokdu, o da sermayesini çekince, ülke ekonomisi çökdü.İşte dışa bağımlı sermaye ile büyüme bu kadar olur. Uluslararası siyasal çekişmeler, kapışmalar; ekonomiyi etkiler.Ülkenin büyümesi bir gecede durur, kaynakları kurur. Çünkü kaynaklar senin değil; elindir, yabanındır. Bu durum Türk atasözlerinde; EL ATINA BİNEN ÇABUK İNER diye karşılığını bulur. Bu durumun bir de "el şeyiyle gerdeğe giren versiyonu" da vardır dersek, birazcık ayıp olur, dememiş olalım.
Oysa ülkemizde BÜYÜME yerine, KALKINMA amaç edinilmiş olsaydı...Çünkü KALKINMA; ülkenin özkaynaklarıya yapılır, kimse senin özkaynaklarını çekip alamaz, ülke ekonomisinde obruklar oluşturamaz. Görünen yüzey kadar, görünen yüzeyin altı da sağlamdır, doludur; çünkü senindir, senin özkaynaklarından oluşmuşdur.
Soracaksınız ki ne özkaynağı?...Ona, buna sata, sata; ülkede özkaynak mı kaldı?...Yalnızca Lozan Antlaşması bağlamında bir tek ülkenin tapusu kaldı; onu da Amerika tanımıyor, takmıyor ve bu Dolar bazlı ayak oyunlarıyla, ülkemizin uçuruma sürüklenmesini hızlandırıyor.Öyleyse ne yapmalı, nasıl yapmalı?...Bundan böyle; bu obruklara düşmemek, yutulmamak için, özkaynaklarımızla kalkınmayı amaçlamak, bunun için de kendi yağımızla kavrulmak gereklidir. Yok ben bu işten anlamam,Kurtuluş Savaşı'ndaki atalarımız gibi özverili, fedakar, cefakar olamam...Kıbrıs Harekatı sonrasında uygulanan ambargolar sonucunda yaşanmış sıkıntıların benzerlerineyse hiç katlanam...Özellikle de 16 yıldır ülkeye egemen olanlarla, aynı gemiye hiç binemem, binmem derseniz... Ben küsüm, oynamıyorum; sen bozdun , sen düzelt havalarına girerseniz...Ve almazsanız toprağı ekip, biçmek için elinize sabanı...Elin yabanı; gelir yeniden paylaşır ülkeni...Dümdüz eder kentdeki efendiyi de, dağdaki çobanı da...
Aman;aldırmayın benim sözlerime, sıkmayın canınızı...İnceldiği yerden kopar...Efendilerimiz yine paradan altı sıfır atar, düşer enflasyon, yükselir T Lirası...Nasılsa sizlerin de kedileri ve köpekleri var; çok sevin onları ve çok yaşasın KEDİ-KÖPEK CUMHURİYETİ...Obruklar mı?...Aman düşünmeyin onları; yeter ki kedileriniz, köpekleriniz içine düşmesin.