Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Bilmeliyiz ki;

  • 27 Kasım 2018 Salı


Ülkemizin koşullarından hoşnut olmayan yığınlar içindeyiz. İşsizlik, pahalılık ve güvensizlik öncelikli sorunlarımız. İlber Ortaylı Hocamız varlık içindeki yokluğu şöyle formüle ediyor:
“-Okul var eğitim yok,
-Cami var din yok,
-Tarla var ürün yok,
-Ahır var hayvan yok,
-Fabrika var üretim yok.”
SON SIĞINAKLAR.
Çok sayıda değişken devreye sokularak geriye çekilen bir toplumun fazlaca seçeneği kalmaz. Ya inanç barikatlarının arkasına konumlanır ya da milliyetçilik kalkanını kendisine siper eder.
Her gelişmenin belirli duraklarının olmasına karşın, düşüşte “dip” yoktur. Sürekli olarak kötü, kendisinden daha kötüye yerini bırakır. Birey bazında yaşam direncinin biteceği noktaya kadar sürer. Yani kötüleri daha kötüler izler. Gözünü kaybeden, bir engele takılıp düşünce kolu veya bacağı kırılabilir. Bu kişinin böbrekleri iflas edebilir, kalbi tekleyebilir. Demek istediğimiz; geriye doğru gidişlerde(düşüşte) “dip” yoktur.
Kendi doğrultusunda gelişimini tamamlayamayan duygusallık, olabilirliklere erişemediği için noksandır. Her noksanlık, yetmezliği ölçüsünde özürlüdür. Bu nedenle istemleri bilimsellikle bağdaşmaz. Bu nedenlerden dolayı son sığınaklar çözüm değil, kurtuluştan uzaklaşmanın en belirgin kanıtlarıdır.
BARIŞ.
Barış istemi, yaşamın ve sorumluluklarının bilincinde olmaktır. Burada irdelenmesi gereken, barış istemi değil, bu istemi yasal sınırlar içinde ve temel haklar çerçevesinde isteyenleri yasaklamak veya istemlerini barışçı eylemlerle duyurmak isteyenleri suçlu saymak değildir.
Egemenler kurdukları, kurdurdukları veya yarattıkları ya da yaratılmasına katkı sundukları kurum, kuruluş veya oluşumları kendi amaçlarını gerçekleştirmek için kullanırlar. Hizmet araçlarından eskiyip ihtiyaca yanıt vermeyenleri devre dışı bırakır ve yerine yenilerin koyarlar. Bu nedenle kapitalistler; “Gölgesinden yararlanmadıkları ağacı keser!” saptamasını yaşama geçirirler.
Benzer bireyleri, benzer açmazlarından yakalayıp(din ve milliyetçilik), hizmetlerinden yararlanırlar. Topluma karşı suçlarını toplumsal “rıza” ile örtmeyi başarırlar. Böyle olmasaydı, kimsesizlerin kimsesi olan “cumhuriyet” böyle satılır mıydı? Oysa cumhuriyet, yaşamın her alanında “BARIŞ” demekti!...
Barışı kanattılar, söz sustu!
Yere düştü tedirginliği güvercinin,
Karda kaldı kanlı ayak izleri,
Sönen umudun delindi yüreği!