Selma Erdal

Tüm Yazıları


Besin

  • 12 Eylül 2019 Perşembe


Yaşamak için en gerekli olan; elbette ki özgürlük, yaşam hakkı, demokrasi, hukuk diye düşünsek de... Kuşkusuz yaşamak için en gerekli olan üç olgu; solunabilir hava, içilebilir su ve elbette ki doğal besinler... Bunlar olmazsa eğer; yaşama gerçeği, sağ ve sağlıklı kalma olasılığı ellerimizden kayıp gider.
Dolayısıyla bu konuda uzmanlar, bilgeler neler diyorlar; bir yol kulak verelim onlara... Örneğin; Michael Pollan adlı araştırmacı yazar "In Defense of Food" adlı "Gıdayı Savunma" olarak dilimize çevirebileceğimiz çalışmasında diyor ki...

-Sağlıklı olmak istiyorsanız "sağlıklı beslenme ürünleri" değil gıda tercih edin.

Bu sözlerin açık anlamı; Prof. Dr. Canan Karatay'ın da önerdiği gibi "organik bile olsa" paketlenmiş ürünleri değil, doğal ve sağlıklı besinleri yeğleyin, onlarla beslenin, tencerenizi kaynatıp, yemeklerinizi evinizde pişirin. Ülke genelinde virus gibi yayılan örneğin Bursalı köftecinin ya da Amerikalı hamburgercinin soyalı köftelerini yemeyin.
Ve...
Kendiniz toprağı ekip, biçin ama ekip, biçme olanağınız yoksa; köylü pazarlarına gidin, sebzelerinizi oralardan alın, yemeklerinizi evinizde hazırlayın, ailenizin bireylerinin beslenmesinde katkısız, katıksız doğal besinler kullanın.

Biliyor musunuz?... Hani şu Tek Parti Dönemi, İkinci Adam İnönü karşıtlarının yere, yere bitiremediği, çalmadık kara bırakmadığı, Atatürk sonrasındaki dönemde, Ocak 1942'de ne olmuş?... Türkiye'de pasta yapımı ve ticareti yasaklanmış, bu yasağa karşın stokçuluk yapmaya kalkışanlara uygulanacak cezalar belirlenmiş.
Ah keşke; günümüzde böylesi yasaklar olsa, ah keşke mısır şuruplu pastalar, kekler, şekerlemeler, çikolatalar yasaklansa, özellikle de çocukların bedenine bu zehirli ürünlerin girmesi önlense... Ama nerede öyle halkına ve ülkesinin yarınları çocuklarına değer veren, onların sağlığını her şeyden üstün tutan yönetenler?...
Ve bir de yine şu 1942 yılının Mart ayında; okul bahçelerine patates, yerelması, fasulye gibi sebzeler ekilmeye başlanmış. Şimdilerdeyse değil ekilecek toprak, okul bahçelerinde yalnızca beton, çimento döşeli zeminler ve öylesine eminler ki bu ülkeyi tarımsal üretimden uzaklaştıranlar bu çocuklar saksıya bir çiçek bile dikmeyecekler. Ah ne yazık!...

Oysa Çin'de Chou hanedanlığı döneminde soya fasulyesi; çavdar, buğday, darı ve pirinç ile birlikte 5 kutsal tahıldan biri olarak anılırmış, ama soya fasulyesi "asla" yenmezmiş. Çinli çiftçiler soya fasulyelerini genellikle topraklarını nadasa bıraktıkları dönemde ekerek, kaybolan bileşikleri toprağa geri kazandırmayı amaçlarmış. Bir bakıma bitkisel gübre olarak... Ne yazık ki günümüzde; soya fasulyesi neredeyse et'le ikame ediliyor fabrikasyon üretim yapan besin zincirlerinin her köşe başında kendine yer bulan dükkanlarında... Ve sözüm ona insanlar beslendiklerini sanıyorlar; geçmişin Çinli çiftçilerin "gübre" gibi kullandıkları bu tahılla...

Biliyor musunuz 1949 yılında ne olmuş?...
Piyanist Feyzi Aslangil; içtiği konyağı beğenmeyip,TEKEL hakkında konuştuğu için "Hükümetin manevi şahsiyetini tahkir" savıyla tutuklanmış.
Yıl olmuş 2019; bugün nereden, nereye?... TEKEL; rahmetli olmuş, halk da alkollü içeceklere yapılan zamlar nedeniyle bunalmış, boğulmuş.

Tarım, tarımsal üretim, doğal olarak da toprak, toprak diyoruz dilimiz döndüğünce, elimiz yazdığınca... 1948 yılında; ülkemizde topraksız çiftçilere hazine topraklarını dağıtımı yasalaşmış. Ama gün gelmiş bu yasa unutulmuş, topraksız köylüler; 1963 yılının Nisan ayında, toprak için gösteri yapmışlar Adana'da... Ve yine gün gelmiş; 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun kabul edildiği 2005 yılından, 2010 yılının sonuna kadar, 507 bin hektar arazi tarım alanı dışına çıkarılmış. Bu arazilerin; tarımsal üretim yerine, yapılaşmaya ve sanayileşmeye açılmış olması gerçeği de tüm çirkinliğiyle duruyor karşımızda...

İnsan yaşamı için en gerekli olan üç olgu nedir sorusunda yola çıktığımızda; hava, su ve besin dedik. Besin için de tarımsal üretim, tarımsal üretim için de toprak... Ama kısa dönemli çıkarlar uğruna, türeyince para düşkünü bunca ahmak... Bizden sonraki nesiller ne yazık ki gıda, Türkçesi ile besin bulamayacak...
Bu kaygılı gelecek ve bu acı gerçek karşısında; ne kadar haykırsak "tarım toprakları korunmalı, doğal koşullarda tarımsal üretim yapılmalı" diye usanmadan ve utanmadan sokaklarda bağırsak, bağırsak acaba birileri bizleri duyar mı?...