İlter Gözkaya Holzhey

Tüm Yazıları


Berlin'de Türkler

  • 20 Nisan 2018 Cuma


İlter Gözkaya-Holzhey Berlin, 29 Mart 2018
eMail: iltergh@t-online.de


Hamburg Üniversitesi 1990 yılı Yaz dönemi sonunda, Türkoloji bölümünde şair Mehmet Akif Ersoy’un Berlin hatıralarını konu olarak işler.
Oldukça merak uyandıran bu etkinlikle araştırma başlar. Türkiye ve Almanya arşivleri taranır ve tam oniki yıl çalışma sonunda belgesel bir kitap yazılır.
Önsözü Ingeborg Böer, sonsözü Petra Kappert özetlemiş. Bilimsel takipçi Sabine Adatepe, üç tarihi anabölüme ilâve bir diğer bölümle dört ana hatla kitaba giriş tarihini yazmış.
Her tarihi bölüm ayrı bir makale konusu. Dördünce bölüm hakkında yazmaya karar verdim. Bugün Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ü unutturmak, onsuz tarih yazmak isteyenlere karşı bir hatırlatma, aydınlanma amacı gütmek olacaktır.
1871-1945 yıllarında Berlin’de yaşayan veya ziyarete, gezmeye gelen Türkler bu kitapta Berlin tarihine geçmiştir. O yıllarda fotoğraf çekme bugünkü gibi kolay değildi. Bu nedenle yazılı kaynaklar arşive kayıtta öne geçiyor.
Üniversite öğrencilerin Berlin’de yaşamı, yazılan özel mektuplardan derleniyor. Bazıları rapor niteliğinde, sahipleri hayatta yok. Akraba ve yazılan kitaplardan derleniyor.
Öğrenciler seçilerek yeteneklerine göre çeşitli mesleklerde öğrenim görüyorlar. 1928 yılında Sabahattin Ali grubunda gelen Melâhat Togar yalnız Almanca dersi vermiyor. Goethe, Kleist, Novalis, Rilke gibi tanınmış Alman yazar ve şairlerin eserlerini tercüme ederek Türkçe’ye kazandırıyor.
Mektubunda, Siz Berlin’den havadis almak istiyordunuz. Fakat ben size yalnız Hölderlin’den yazdım. En sevdiğim şair benim kaderim oldu, bana uğur getiriyor, diye yazdı.
Melahat Togar (1908-1997) Hölderlin madalyasıyla Federal Devlet ödülüne lâyik görülmüştü.
Maddi durumları Alman üniversite öğrencilerinden çok daha iyiydi. Bu nedenle tiyatro, operada onlara ön iki sıradan yer ayrılıyordu. Hem bilet parası verme imkânları vardı, hem de Atatürk ilkelerine katkıda bulunmak Almanya Devlet politikasıydı. Kitabın kapağındaki resme baktıkça bakası geliyor, okurun. Kemaleddin Sami Pascha, eşinin modern kıyafeti, şahane saç modeliyle Türkiye Cumhuriyeti reformunu gösteriyor, 1924-1934 yıllarında elçilik yapıyor. Naaşını Anhalter Bahnhof(gar)’a götürülürken törene bizzat Göring katılıyor ve Hitler organize ediyor.
Büyük elçi Kemaleddin Bey’in öğrencilere ve Berlin Türk toplumuna bir baba şefkatiyle yaklaştığı bütün mektuplarda dile getiriliyor.
Melahat’a, evladım yalnız Almanca değil, herşeyi öğren, öğrendiklerini yurdumuza götür, diyor. Bu ifade eşsiz lider Mustafa Kemal Atatürk seni seviyor, sayıyor ve anıyoruz, derken adları teker teker saymıyoruz. O adları her cümlede söylenmeyenler bu büyük adın içinde yer alıyor.
Öğrencilere yol gösteren, kontrol eden bir de müfettişler vardı. Devletin onlara verdiği fırsattan tam anlamıyla faydalanmaya çalışıyorlar.
Prof. Dr. Jale İnan (1914-2001) Berlin’de klâsik Arkeloji okuyor. 1934-1943 yıllarında öğrendiklerini İstanbul Üniversitesi’nde öğretiyor. Tarih Kurumu fahrî üyesi, Antalya yöresinde kazılara başkanlık yapıyor.
Zahide ve Macit Gökberk evli çift olarak gelenlerden 1935-1939 yıllarında okuyorlar. Macit filozofi doktora çalışmasını 1940 yılında Hegel ve Comtes üzerine yapıyor. 1949’dan itibaren İstanbul Üniversitesi’nde felsefe tarihini okutuyor. Federal Almanya ödülünü iki halk arasında anlaşma ve ilişkileri için almıştı. Zahide Gökberg de Alman edebiyetı dersi verdi.
Saadet İkesus Altan 1935-1942 yıllarında öğrenim gördü. 1940 yılında Berlin Konservatorium’u bitirdi. Berlin Opera sanatçısı olarak çok tanınmış Carmen, Aida gibi opera oyunlarında başrolü oynadı. Daha sonra Ankara Konservatoryum’da ders verdi. Birçok önemli opera parçalarını çevirerek, rejisörlüğünü yaparak öğrenciler yetiştirmiştir.
Saadet’in notlarında Semiha Berksoy’un çok alkış aldığı yazıyor. Tanınmış bir opera sanatçısıydı.
Hitler’in önce yavaş sonra hızla ilerleyen yahudi politikasını değişen profesörlerinden farkediyorlar. Öğrenciler Berlin’in en zengin mahallelerinde, çoğu yahudi ailelerin evlerini kiralıyorlar. Musevi ailelerin evlerini neden Almanlara kiralamalarının yasak olduğunu savaştan sonra kavrıyorlar.
Türk elçiliğinin desteğiyle Türk geceleri, opera müziği, vals eşliğinde balo ve defileler düzenleniyor. Yeni Türkiye Cumhuriyet’inin aynası olurken, Alman basınında pozitif yayınlara rastlanıyor. Öğrenciler Berlin Kültür hayatına aktif bir şekilde katılıyorlar. 1939 yılında İkinci Dünya Paylaşım Savaşı başlayınca Türkiye Cumhuriyet’i öğrencileri geri çağırır. Bazılarının azmini savaş bile yıldıramaz, sorumluluklarını kendileri imzalamak şartıyla, öğrenimlerini diploma alarak tamamlamak amacıyla kalan oluyor.
Jale İnan, 1942 yılında öğrenimini tamamladığında savaşın acımasız şartlarını, Berlin’in bombalanıp yerle bir edilmesinden önceki dönemi yaşıyor. Acil şartlar altında hazırladığı çanta yatağın yanında hazır durur. Bomba alarm sireni çalınca aşağıya zemin kata koşarak inerler.
Genç Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluşunun azmini anlatan tek bir damlayı, koskoca kuruluş felsefesi okyanusundan aldım. Daha fazla kadınlara yer verdim. O zamana kadar arka plânda kalan kadına verdiği değere vurgu yaparken, o değerli felsefesinin arkasında destek olan erkekleri gözönünde tutunca, ortaya bir bütün çıkıyor.
Bilhassa öğrenci ve meslektaş okurlarım yazılarımda kaynak gösterdiğim için çok sevindiklerini bana iletiyorlar.
Bu kitap yazılırken 130 kitap, 25 makale ve 9 ansiklopedi kaynak olarak gösteriliyor. Son günlerde adını sık sık duyduğum, belgesel tarihi filmlerde de adı geçen İlber Ortaylı’nın kitapları var. Ayrıca Berlinli şair Gültekin Emre’nin 300 yıl Türkler Spree’de (300 Jahre Türken an der Spree. 1983)kitabı da kaynak kitaplar listesinde
gösterilmiş.
1933 yılından sonra Berlin’e gelen öğrencilerin çoğu Türkiye’ye gönderilen ve sığınan Alman bilimadamları sayesinde Almanca öğrenerek geldikleri için gelince uyumda hiç zorluk çekmemişlerdi.
1960 yılında işçi gönderirken, her iki ülkenin işlediği ihmâl ve hataları ayrı bir yazımda konu olarak ele alacağım.
Nereden geldiğimizi bilirsek, nereye gideceğimizi de biliriz. Tarih hiç bu kadar önemli olmamıştı. Ben Mustafa Kemal Atatürk, derken bu binlerce onun reformlarının gerçekleşmesinde emeği geçen insanların hepsini kastediyorum.

Tarihle kalın!