Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Ben size ne diyeyim ki

  • 25 Eylül 2018 Salı


Ben şimdi çok önem arz eden bir soru yöneltmek istiyorum. Biz ülke olarak, bu ülkenin insanı olarak neden hala bazı şeyleri sorgulamıyoruz? Şöyle etrafıma bakıyorum ve gördüğüm her konuda bir bayatlama, bir kötülük ve bir yok olma görüyorum. Çeşitli şehirlerde yaşayan dostlarına soruyorum. Her şehirde aynı sorunların yaşandığını onların sözleriyle anlıyorum.
En az beş altı yıldır yaptığım araştırmalarda, ülkemizde yapımı gerçekleştirilen ve çok sayıda duyarlı insanın tepkisine neden olan HES ‘lerin konusu karman çorman bir hal almıştı. Bazıları hükümetin çalışmalarıyla bitme boyutu kazanırken, bazıları ise hukuka takılarak durdurma kararıyla birlikte nefes alıyordu. Hepsi bir kenara, ülkemizin dereleri zapt olunarak her bir köşesi, yörede yaşayan halkın tepkisiyle de olsa tamamlanarak bitirildi. Peki sonuç ne diye hiç düşünen oldu mu acaba. Bence olmadı, olmayacak görünüyor. Kimsenin umurunda değil. Herkesin üzerine adeta ölü toprağı serpilmiş gibi uyuklamaya devam ediyor. Milletin tepkisiyle beraber, bunca yaşanan sıkıntılar ile birlikte yapılan bu santraller neden ihtiyacımız olan elektriği üreterek derdimize ortak olmuyor? Nerede bunların ürettiği enerji. Tüketici halen bunca eziyete rağmen elektriği dünyanın parasına tüketiyorsa, buna dur demesi gerekirdi.
Köylünün çiftçinin elinde tarlası kalmadı. Tarlayı işleyecek tohumu yok artık. Olan tohum ise zaten dışarıdan getirilerek zoraki verilen genetiği değiştirilmiş tohumlar. İnsanlar bunlardan elde edilen ürünleri yedikçe yaşam kalitesi her geçen gün değişiyor. Bir gün gelecek ve ülkenin büyük bölümünde salgın hastalıklar baş gösterecek. Bu hastalıklar sadece ette görülen ile sınırlı kalmayacak görüşündeyim. Sebze ve meyveden tutun, narenciyeye kadar ürünlerimiz artık eski kalitesinde değil. Zaten üretim kalmadı. Ne yersek kesin dışa bağımlı yaşıyoruz. Memleketin üstü böyle de altı nasıl merak eden var mı?
Bu konu ise hepsinden daha vahim. Madenlerimiz bundan böyle bizim değil. Bizim olsaydı şayet, kimseye tabi olmadan onları işler ve ekonomiye destek olurduk. Yıllarca emeklerimiz ve paralarımızla oluşturulan değerli varlıklarımız olan fabrikalar bir bir elden çıktı. Üretim yok denilecek durumda. Demir çelik fabrikalarımızın tamamı neredeyse özel sektörün ellinde oyuncak oldu. Yabancı sermayeye boyun eğdi. Demir çelik fabrikalarının işini gören elbette fabrikalar var. Bunlar ürettikleri malı elimizden çıkanlar gibi kaliteli üretemiyorlar. Nedenini dilimin döndüğünce anlatayım. Memleketin büyük bölümü artık hurdacıların ilgi odağı oldu. İnsanlar kullandıkları malları uzun süre kullanamaz oldu. Bu nedenle hurda toplanan demir ve çelik ürünleri bu ikinci kalite olan fabrikalarda toplanarak, yeniden işleniyor. Bunlar da tüm sektörlerde daha ucuza müşteri buluyor ve bu millet ömrü elli yıl olması gereken evlerini, ömrü yirmi yıla hitap eden evlere bırakıyor. Mukavemeti az olan bu üretimlerle ülkemizin konut sistemi ürkütücü durumda. Eti gitmiş. Tüpraş gitmiş. Paşabahçe gitmiş. Gübre sanayi gitmiş. Henüz yeni daha şeker fabrikaları gitmiş. Bu ülke nasıl ayakta duruyor diye merak ediyorum artık. Bence ayakta durmuyor. Bir ayağı balda, diğeri ise boşta idare ediyor. Gazeteleri okursanız her şey karşınıza çıkar. Ben ne diyeyim ki.