Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


BEKLENTİLERİMİZ.

  • 17 Kasım 2018 Cumartesi


İnsanların umutları tükendiğinde yaşamları da bitmiş olur dersek yanlış olmaz. Düzensizliğin egemen olduğu süreçlerde orta tabakanın çok azı yukarı çıkabilir, azımsanmayacak bir kısmı da aşağıya yuvarlanır. Kazanamamak bir sorun iken, önceden kazandıklarını kaybetmek daha büyük bir sorun olarak kapıları çalar!
BARIŞIKLIK
Vatandaşları ile barışık olmayan bir devlet, hiçbir koşulda barış sağlayamaz. Çünkü barışıklık devlet olmanın temelindeki olmazsa olmazlardandır. Devletle vatandaşları arasındaki bağ ömür boyu sürdürülmesi gereken bir “Katolik bağı” değildir. Devletin oluşumuna katılan her birey özgür iradi katılımcıdır. Burada aynılıkların yanı sıra, amaç ortaklığı da önde gelen belirleyenlerdendir. Toprak da birlikteliği zorunlu kılan etkenlerden biridir. Her koşulda, özgür iradi katılımcılık, özgür iradi ayrılmayı da içerir. Her iki kararında baskıya tahammülü yoktur. Baskı her koşulda birlikteliği aşındırır, farklı tarafları kemikleştirerek çatışmalara neden olur. Çatışma, hiçbir seçeneğin olmadığı hallerde kabulleniş çaresizliğidir. Bir gün istendik bir barış sağlandığında, çatışan tarafların kayıplarını hiçbir güç geri veremez! Hamasi söylemle uğruna feda olunan vatan, kendisine feda edilen tek bir bireyini bile geri veremez(!)
SADAKAT.
Birlik ve beraberliğin temel koşulu, birlikteliği bozacak ayrımcı yaklaşımlardan kaçınmaktır. Bu somut yaşamda, hukukun üstünlüğünü sözde değil, özde kabul ederek uygulamakla olanaklıdır! Birlik ve beraberliğin ön koşulu, yasalar önünde eşitliktir, daha da önemlisi fırsat eşitliğidir. Kitabına uydurarak her şeyi yasalmış gibi göstermek, bir alışkanlığa dönüştürülmüştür. Demokrasi geleneği yeterli olmayan toplumlar için olanakların adil paylaşımı pek olası gözükmemektedir. Bunu zenginlik veya yoksullukla pek ilgisi yoktur, çünkü belirleyen, adil paylaşımdır!
MUHALEFET.
İstemsiz değişimleri hiç kimse güle oynaya kabul etmez! Kabullenmediği gibi, kendince bir tepki ortaya koyar. Bu tepki doğru ve bilinçli bir biçimde ortaya konduğunda, tepki bireysel olmaktan çıkar ve örgütlü bir sınıfsal tepkiye dönüşür. ( Yaşam koşullarının zorlaşması başka bir ifade ile bir paylaşım sorunu olduğunu ve adaletsiz bir paylaşımın varlığını gösterir ki; bu olgu sınıfsaldır.) Bu örgütlü sınıfsal tepkinin oluşması için uygun bir ortamın ve iklimin olması gerekir.12 Eylül’ün, yeniden yarattığı tepkisiz toplumda, bunların olması pek olası gözükmüyor! Zaten örgütlenmekten önce, örgüt kurma düşüncesi yasaklanıyor. Örgütlü işsizlerle, çalışan örgütsüzler tercih ediliyor(!)..

Kalbimizin mezarlarında canlarımız,
Erkenci ölüler tarlası bir ülkedeyiz ki;
Azap bulutları döner durur tepemizde...
Kan yağmurlarına karışır gözyaşlarımız!