Selma Erdal

Tüm Yazıları


Bakarız Başımızın Çaresine

  • 24 Eylül 2020 Perşembe


New-york'da Frankfurth'da atların çektiği faytonlar o kentlerin simgesidir.
Geçmişte Bursa'da üretilip, ülkemizin en güzel kentlerinin sokaklarını süsleyen faytonlar yasak, sözüm ona atlar eziyet çekmesin diye...Çünkü bu ülke öylesine merhametli, iyi yürekli bir halkın ülkesi ki ÖNCE HAYVAN HAKLARI diyor ve atların faytonları çekmesini istemiyorlar. Ama bu ülkede hayvanlara eziyet edenler sokaklarda geziyor.
Ve bu ülkede INSAN HAKLARI gündeme dile gelmiyor.
Yine bu arada Türk denen o asil ırk at üstünde göç ederek, savaşarak üç anakaraya yayılmış, bununla birlikte atların hayvan hakları için söz söyleyenlerin sanki bu gerçekler hakkında sanki hiç bilgisi yok...
Ama atlar ölmesin diyor, diyor da ne yazık ki sürekli kadınlar ölüyor bu ülkede...
Herkes insan haklarından, İstanbul Sözleşmesi'nden ve başka pek çok söylemden yola çıkıyor, kadınlar ölmesin diyor, ama değişen hiç bir şey yok!...
Her gün kadınlar ölüyor, öldürülüyor ya da kendisini öldürmesi için zorlanıyor. Nedense bu ölümlerin son bulması için hiç bir çözüm bulunmadığı gibi, neden öldükleri/öldürüldükleri de sanki soruşturulmuyor ya da soruşturmalar gerçekleştirilse de sonuç alınmıyor, bazen öldüren ya da ölüme neden olan, yönlendiren kişiler de bulunmuyor.

Haziran ayından beri gündemden düşmeyen Aleyna Çakır adlı genç kadının ölümü de henüz çözüme ulaşamamış olaylardan biri...Anası, babası öylesine umarsız, umutsuz ve yaralı ki...
Soğukoluk baskınlarını gerçekleştiren Uğur Dündar, şu Aleyna Çakır'ın başına ne geldiyse o sorunu da çözüversen diyesim geliyor.Aleyna'nın gözü yaşlı anası, babası umarsız televizyon yansılarında; ADALET arıyor ama ne yazık ki yardım edenleri yok !...
Ve bu ülkede her gün televizyon yansılarında, magazin kişiliklerinin pırıltılı yaşamları yer aldıkça...
Mazbut olarak tanımlanan ailelerin kızları bu yaşamlara özendirildikçe... Böyle gözü yaşlı, yüreği yaralı analar, babalar çoğalır gider. Bu çığ gibi büyüyen toplumsal soruna acaba kim dur der ?...
Kuşkusuz her gün bir şeylere zam yapmakla uğraşanların "dur" demeyeceği, diyemeyeceği ve bu ölümleri durdur-a-macayağı ortada...
İşte yine yapmışlar elektriğe, doğalgaza acımasızca zam, kışa doğru yol alırken günler...
Bu zamların üstesinden gelmek, dolayısıyla giderek zorlaşan ekonomik koşullarda geçinebilmek zor, hem de çok zor olacak. Öyleyse ne yapmalı, nasıl çözüm bulmalı?...
En iyisi sobaları kurmak, şömineleri yakmak ve elektrik, doğal gaz yedikçe zam, ateş yakıp keyfimize bakmak ki keyfimize baktıkça belki bizde de olmaz gam...
Biz ki yıllardır hava kirlenmesin diye kibrit bile çakmadık, ama bundan böyle vandalların diyarında benden sonrası tufan duygu durumuna getirildiğimiz için kışlık odunlarımızı istifledik. Klimaları, elektrikli ısıtıcıları kullanımdan kaldırdık, emekliye ayırdık. İşte o kadar !...

Gündemimizde daha başka ne var?... Elbette ki moda, ama sürdürülebilir moda... Birazcık değinelim bu kavrama...

Kaynakları kendi çıkarları doğrultusunda hoyratça kullanan kapitalist düzen sürdürülebilirlik kavramının da suyunu çıkardı, kavramı tüketim toplumunun kullanımına uyarladı, kuşkusuz ki yine kendi çıkarlarını gözeterek
ve bu aralar sıkça pompalıyor kamusal alana sürdürülebilir moda tanımlamasını...

Ne imiş?... Artan kumaş parçalarını değerlendirerek ürettikleri giysileri almalıymışız.
Haydi canım sen de!...
Giymek istediğim her şey bende, senin vitrinlerinde değil, benim giysi dolabımda... Yıkar, ütüler, söküğü varsa diker, giyerim yıllarca ve sürdürülebilir ön ekini alsa da moda, evde neyim varsa gözüm onda... Bilmelisiniz ki yeni dünya düzeninin aldatıcı, yalancı kavramları; beni elinizden kaçırdınız en sonunda!...
Haydi kızlar sizler de düşmeyin bu tuzaklara, evdeki giysi dolabınızda neler varsa, işte onların her birisi en son moda!... Hem de sürdürülebilir bir süreçte, sürekli olarak, siz yaşadıkça !...
Güle güle giyin, sağlık ve mutlulukla!...

Sonuç olarak nasıl ki kendi başımızın çaresine bakmak zorunda bırakıldık şu küresel salgın sürecinde, işte bundan böyle her alanda ve her anlamda; bakacağız başımızın çaresine, yeter ki gölge etmesinler başka ihsan istemeyiz biz de şu Sinoplu Diyojen gibi...