Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Ayrımcılıklar

  • 22 Ekim 2018 Pazartesi


Ayrımcılık demokratik bir yaklaşım değildir. Toplumsal yaşamda demokratik olan yaklaşım farklılıkların kabul edilmesidir.Bu kabul birlikte yaşamı olanaklı kılar. Farklı olanların birlikte olmayı başarması bir yaşam kültürüdür. Kültürün kısa tanımı yaşam biçimi olarak ifade edilir.
Önümüzde bir yerel seçim var. Yerel seçimde farklılıklar bir suçmuş gibi sunularak; normal olmayan istenmeyen ve beklenmeyen sonuçlar alınmaya çalışılacak. Bu noktada İlhan Cihaner’in saptamasına bakmakta yarar var: “Ben tam da bu noktada,adil ve güvenli seçimkampanyasınıninisiyatifin yereldeki toplumsal muhalefete bırakılarak sağlanabileceğini düşünüyorum.Bu atalet ve umutsuzluğu da azaltacaktır. Zaten kırılgan ve umutsuz seçmene bir de merkezden adaydayatmakbaşarısızlığı baştan garanti etmektir. Oysa yöneticisini kendi seçen yurttaş, seçim güvenliğine dönük yerelörgütlenme ve dayanışmayı da inşa edecektir. Bu süreçler demokratikleşmenin de nüvesini oluşturacaktır. Yerelde adayların kendilerinin yapacağı“açık seçimler”,aday adaylarının kendi aralarındaaday sayısını teke indirip bunu açıklamaları, “dayatılacak” adaylara dönükengelleyici çağrılargibi yöntemler kullanılabilir.2014 yerel seçimlerinde Niğde Kemerhisar’da, bir araya gelen üç aday adayı, üzerinde anlaştıkları bir“önseçim listesi”oluşturup ortaya çıkan adayı tek aday olarakCHP Genel Merkezi’ne bildirmiş ve10 yıl aradan sonra,%55oyla seçimi kazanmışlardı.”(İlhan Cihaner)
Bu alıntıdan sonra ayrımcılık olgusunu irdeleyebiliriz. Ayrımcılık dendiği zaman hemen kalıplaşmış bir ifade dillendirilir; “din, dil, ırk ve cinsiyet.” Bu klişe söylemde eksik olan şeyler var. Öncelikle tür ayrımcılığı ve erk ayrımcılığından söz edilmemektedir.
Tür ayrımcılığı doğadaki yaşam dengesi için önde gelen olmazsa olmazlardandır. Bilgisiz, bilinçsiz ve kültürsüz insanların kendilerine sözlü olarak aktarılan sığ ve bulanık görüşleri benimsemeleri nedeniyle bu yaşamsal ve temel ayrımcılığı görmezden gelmektedirler. İnsanların büyük bölümü kendilerini doğanın tek hakimi olarak görürler. Doğadaki tüm varlıkların kendilerinin hizmetinde olduğunu tartışmasız olarak kabul ederler. Bu düşünülmeden ve tartışılmadan benimsenen bir ön kabuldür. Gerçekte türler içinde en yıkıcı, bencil ve sorumsuzca davranan tür insanlardır. Bu akıldan yoksun ve çıkarcı davranışlarıyla doğada yaşamın yok olmasına neden olabilirler(!)
Erk ayrımcılığı(yandaşlık, kayırmacılık), demokratik olmayan yapılarda; liyakatin yerini biat’a bırakması olumsuzlukların ve haksızlıkların başlangıcıdır. Fırsat eşitliğini yok saymak, kullanılabilir ve yararlanılabilir kaynakları atıl bırakmaktır ki, hiçbir yönetimin böyle bir lüksü olamaz. Yerel yönetimlerde bunun ifadesi “bizim oğlan” şeklinde ortaya çıkar. Üst düzeyde de bölüşümden haksız olarak en büyük payı alan yandaş zenginler olgusudur. Böyle bir yapıda liyakatin, uzmanlığın bir önemi yoktur.
Erk ayrımcılığının en vurucu noktası bölüşümde ortaya çıkar. Bütün büyük ihalelerin yandaş müteahhitlere verilmesi erk ayrımcılığının en tipik örneklerindendir. Kamu-özel işbirliği ile yapılan büyük projeler aynı yaklaşımla uygulandığında sadece gelir dağılımı bozulmaz; ahlak çözülür, adalet tökezler ve kanunlar eliyle hukuk katledilir. Bu nedenle en sakıncalı ayrımcılık erk ayrımcılığıdır. Aslında aşırılığa kaçan her ayrımcılık bünyenin kan kaybetmesine ve toplumun çürümesine neden olur!
Bu ayrımcılığa yönelik kısa değerlendirmeler ışığında yerel yönetimlere dönelim. Yerel yönetimlerde çok önemli olan, yaşama ilişkin sorunların saptanması ve çözümleri soruna taraf olanların üretmesidir. Bunun adı yönetime katılmadır. Yönetime katılmanın en ideal biçimi, doğrudan yönetime katılımdır. Bu ideal biçimi yarı doğrudan katılım izler. Son halkada temsili demokrasi yer alır. Temsili demokraside önemli olan seçimde fırsat eşitliğinin yaşama geçirilmesidir. Bugüne dek buna tanık olmadık, umarım bundan sonra tanık oluruz.