Selma Erdal

Tüm Yazıları


Aylardan Eylül

  • 07 Eylül 2020 Pazartesi


Akıllarınca 30 Ağustos'u burnumuzdan getirecekler, ulusal bayramlarımızı kutlamamızı engelleyeceklerdi.
Kolay mı öyle bu halkın ulusal kimliğini, Türklük bilincini ve Atatürk sevgisini silmek, kolay mı öyle bu halka Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Tarihi'ni unutturmak?...
Çabalamayın, hepsi boşa emek !...
Üstelik 30 Ağustos Zafer Bayramımız'dan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız'a kadar daha çok kutlanacak, Kurtuluş Savaşı Gazi ve Şehdileri'ni ve Ulu Önderimiz, Başkomutanımız, ülkemizin hem kurtarıcısı, hem de kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü anacak daha ne çok günlerimiz var. Ki bu günler dünya döndükçe, bu ulus var oldukça ve Türk kimliği yaşadıkça; ulusal bayramlarımız ve kentlerimizin kurtuluş günleri coşkuyla kutlanacak.
Ve aylardan Eylül geldiğinde yüreklerimiz her gün, evet her gün kıvanç duyacak... Çünkü Eylül ayında; 30 Ağustos Zafer Bayramımız'ın ardında, daha nice kurtuluş günleri var yurdumuzun en güzel yörelerinde...
6 Eylül Balıkesir,7 Eylül Aydın, 9 Eylül İzmir, 11 Eylül Bursa... Ve 9 Eylül'de İzmir'den Yunan denize dökülmüş olsa da... 11 Eylül'de Bursa'nın kurtuluşunun ardından, 12 Eylül'de Mudanya işgalden kurtulmuş ve Yunan askeri denize dökülmüştür bu önemli günde... Ve yine Mudanya'da 11 Ekim 1922'de Türk Tarihi'ne "ikinci adam" diye adını yazdıran İsmet Paşa'nın başarısı eşliğinde Mudanya Mütarekesi imzalanmış, bu antlaşmanın ardından "birileri her ne kadar yok saymaya, unutturmaya çalışsa da" 24 Temmuz Barış Antlaşması'na giden yolun önü açılmıştır.
Elbette ki Türklük bilinci, ulusal kimliği güçlü yurttaşlar olarak "tüm engellemelere aldırmadan" bu günlerimizi kutlayacağız, bu günleri bizlere bayram olarak bırakan şehid ve gazilerimizi ve öncelikle de Başkomutan Gazi Mustafa Kemal, İsmet Paşa ve tüm komutanlarımızı saygı, minnet ve sevgiyle anacağız. Ruhları şad olsun; bize bu ülkeyi yurd edindirenlerin, bize bu devleti armağan edenlerin!... Onlara uzanan diller lal olsun!...

Bizler ulusal günlerimizi coşkuyla kutlarken, emeği geçen Kurtuluş Savaşı kahramanlarını saygıyla anarken; Kurtuluş Savaşı'nın, Bağımsızlık Savaşı'nın ardından YENİ BİR CUMHURİYET kuran... Ve yedi düvelin işgali altındaki Osmanlı'nın küllerinden TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'nin doğmasına öncülük eden Ulu Önderimiz; ilke ve devrimleriyle, bu ülkenin temellerini sağlamlaştırmıştır. Pek çok devrimin yanı sıra gericiliğin, yobazlığın, cehaletin, tembelliğin, miskinliğin yuvalandığı tekke, tarikat, zaviye denen yerleri kapatmış, ulusumuzun en doğru bilgileri alması için de Diyanet'i kurmuştur. Ama ne yazık ki O'nun ardından "bir süreliğine yerin altına çekilmiş olan" bu cehalet yuvaları, özellikle 12 Eylül 1980 sonrasında Turgut Özal döneminde yeniden cesaretlendirilerek ve devrim yasaları hiçe sayılarak, üstelik de ülke yönetimine gelen siyasetçilerce desteklenmiş, tarikat şeyhlerine Çankaya sofralarında yer verilmiştir.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında, aydın birer yurttaş olarak Köy Enstitüleri'nde biçimlendirilen yoksul köy çocukları; bu kez de demokrasiyi yanlış algılayıp ve yorumlayıp, yoz amaçlarını yaşama geçirmek için kullanarak, karanlığa yürüyen siyasetçilerin marifetleriyle tarikatların kucağına düşmektedirler.
Laiklik ilkesi, yasası, yaşam biçimi yok sayılarak; aydınlığa, çağdaşlığa, bilimsel bilgiye karşı olan düşünceler toplumsal yapıda hızla egemen olmaya başlamıştır. Yoksulluğun etkisiyle "bakamayacağı kadar çocuk yapanlar" ve neredeyse "beleş mezar görse kendini içine atacak olanlar" çocuklarını eğitilsin diye bilim yerine, ilim tahsil etsinler diye Atatürk ve çağdaşlık karşıtı ellere teslim etmişlerdir ve ediyorlar da... Ne denebilir ki böylesi ana-babalara?...Bakamıyorsanız, çocuk yapmayacaksınız!...
Yapıyorsanız; baksınlar diye onun, bunun önüne atmayacaksınız!. .
Atıyorsanız; insanım diye yaşamayacaksınız!....
Ve...
Bu arada bir başka ülkede, akıl bilgi, bilim üstün gelmiş, daha açık bir deyişle Sudan Hükümeti laikliği kabul etmiş.Ne yazık ki geriye saymak isteyenler de demokrasinin, bilgeliğin yurdu Anadolu topraklarında aydınlıktan, bilgiden, bilgelikten, çağdaşlıktan fire vermiş.
Gün olup da cehalet, bilimi, bilgeliği yendiğinde; neleri yitirdiğinin ayırdına vardığında bu halk, çok geç olacak !...Bununla birlikte...
Bizler bu ulusun bireyi, bu ülkenin yurttaşı olarak; dilimiz döndüğünce, elimiz yazdığınca; ulusal bayramlarımızı kıvançla ve coşkuyla kutlayacağız, kurtuluş günlerimizi anacağız, Türk Tarihi'ni ve özellikle de Cumhuriyet Tarihi'ni hem bileceğiz, hem de bildiklerimizi öğreteceğiz, devrim karşıtlarına, aydınlık düşmanlarına karşı savaşım vereceğiz. Atamız'ın ilke ve devrimlerinin aydınlığında; güzel ve güvenli bir geleceğe yürüyeceğiz, yanımız sıra gelenler olsa da, olmasa da!... Unutmayınız ki Gazi Mustafa Kemal de bir avuç arkadaşıyla çıkmıştı yola!.... Bizler de O'nun gibi pes etmeyeceğiz, karanlıklara yenilmeyeceğiz!...