Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Aydınlanmanın Bayrak Yarışı

  • 13 Aralık 2018 Perşembe



Ünlü filozof Eflatun milattan önce 400 yıllarında şöyle diyor:
- “Karanlık”tan korkan bir çocuğu kolaylıkla hoş görebiliriz. Yaşamdaki asıl trajedi...yetişkinlerin “aydınlık”tan korkmasıdır.

Bugünden geriye tam, 2406 yıl önce bir insan bu sözü ediyor.
Aydınlık ve karanlıktan söz ediyor.
Yetişkin insanların korktuğu “aydınlık”a dikkatleri çekiyor.
Milattan önce 400’de televizyon yok.
Dünya iletişim çağında değil.
İnternet gibi, insanlığın kültürel hazinesine bir çırpıda ulaşabilme gibi imkânının hayali bile dolaşmıyor ortalıklarda…
Basılı kitaplar yok.
Üniversiteler yok.
Hatta imam hatip okulları dahi yok.
Ama karanlık var.
Ve karşısında aydınlık!..
Acep, milattan önce 400 yılının karanlığı ile, bugünün karanlığı arasında bir ilgi, bir ilinti, bir bağ mevcut mudur?
Acep, milattan önce 400 yılının aydınlığı ile, bugünün aydınlığı arasında da bir ilgi, bir bağ ve bir ilinti var mıdır?
Milattan önce 400 yılının karanlığı, Tanrılara karşı çıktığı varsayımı ile Eflatun’un hocasını katletti.
Ama milattan önce 400 yılının aydınlığı o insanların omuzlarında bugünlere ulaştı.
Ve şimdilerde… Aydınlıktan korkan yetişkinler toplumun dört bir yanını sarmış, kurban edeceklerini umdukları aydınlık insanların peşinde.
Ama böyle bir ortamda bile gören ve bakan bir insan için gün boyu aydınlığı yaşamak mümkün...
Kitaplar aydınlık.
Erdemli, sorumluluk sahibi, karanlıktan korkmayan insanlarımızın dirençleri, solukları aydınlık!
Ve ne tuhaf...
Demek ki, karanlıkla aydınlık arasında, çağlar boyunca uzanan yoğun bir ilgi, kopmaz bir bağ ve derinlemesine bir ilinti var.
Ve yine demek ki, teknoloji, delicesine artan konfor cinneti ve tüketim çılgınlığı karanlığı örtemiyor.
Yani insan, şunu bunu giydi, bunu şunu sürdü, şunu bunu satın aldı diye, aydınlık bir düzleme çıkmıyor; çıkamıyor.
Aydınlığın dinamikleri 2410 yıl önce neyse, yine o...
Akla güvenmek, reel olarak sınanmayan hiçbir şeye kafa sallamamak, hurafelere, akıl-dışı söylemlere boynunu bükmemek ve karanlığa yiğitçe göğüs germek!..
Gerçeğin, ancak gerçekle doğrulanabileceğini bilmek.
Ve çıplak gerçeğin, çıplaklığına dayanabilmek...
Gerçeğin acımasızlığı karşısında bir kuytuya kaçarak gölgesine sığınılacak naylon bir şemsiye aramamak.
Sonunda da, bütün bu badirelere direnen bir kişiliği oluşturarak, gücüne güç katmak… Ve mutlu, kıvançlı, sevinçli ve yiğit olmak!
Eflatun’dan bugüne doğru filiz veren aydınlığa sarılmak; o aydınlığın daha da aydınlanabilmesi mücadelesine omuz vermek gerek, güç katmak…
İşte sözünü ettiğimiz bu omuz verme eylemi “Aydınlanma Devrimi”nin bayrak yarışıdır.
O’nu parlatmak, O’nu sürdürmek, O’nu yükseltmektir Cumhuriyet!..
İnsanlık, erdem ve yaşama sevinci…
İşte hepsi bu kadar.

@farukhaksal42
farukhaksal@gmail.com
www.akceder.com
www.haksal.av.tr