Selma Erdal

Tüm Yazıları


Ayakkabı Aşkı

  • 10 Şubat 2018 Cumartesi


Diyorlar ki aşıkmışız ayakkabılara…Biz ne zaman aşık olduk ayakkabılara ?… Biliyoruz; Prens, Cinderella’nın ayakkabısına aşık oldu, o ayakkabıya uyan kızı buldu…Ya bizler ?…Ne zaman başladı ayakkabılarla aramızdaki bu aşk?…Ayakkabılara tutkun olmakla, erkeğe tutkun olmak arasında var olan fark; nasıl bir şey acaba ?…
Tarih boyunca kadın, kadın ayağı ve kadının ayakkabısı pek çok serüven yaşamış… Gün olmuş demirden ökçelere hapsedilmiş Çin’de; çokça büyümesin diye…Gün olmuş zincirlere vurulmuş; esir pazarlarında eti için satışa sunulmuş köle, cariye diye…
Gün olmuş kumaştan üretilmiş ayakkabılar yapılmış onun için; sokaklarda gezerse kolayca parçalansın, ayakları kanasın…kanasın ki çıkmasın evden dışarıya diye… Ve gün olmuş yükselmiş ökçeler, uzatılan saçlar gibi; saçı uzun aklı kısa benzeri, ökçesi yüksek, koşamaz kalır erkekten geri diye…

Erkek aklı işte; avutmuş kendini kurnazca çözümleriyle, kadının iplerini geçirdiğini sanarak ellerine… Kuşkusuz kadınlar üzerine oynanan oyunlar düzeneğinde; komplo teorileri de aramak gerek, işin içinde erkekle kadının binlerce yıllık sayrılıklı ayrılıkları oldukça…Bu ayrılıkların, tersliklerin, başkalıkların varlığına karşın, Doğa’nın dürtüşleriyle buluşmaları, birleşmeleri de var olunca…
Ve de insan soyu parayı bulunca…Bulduktan sonra da tüketim kavramının elinde oyuncaklaşınca…Gitmesin bunca çaba, bunca emek boşuna…Biz kadınlar bile, bile aldatıldığımızı, kandırıldığımızı, tutsak alındığımızı ki erkeklere duyduğumuz tutkunun ötesinde bir yaklaşımla; ayakkabılara da aşık oluruz, çantalara da… Üstelik “hayvan hakları” adına haykırırken sokaklarda, o hayvanların derisinden çantalarla, ayakkabılarla donanırız dizginlenemez bir hazla…

Moda efendilerinin buyruklarıyla alçalan ya da yükselen ökçeleri… Yılın en moda renkleri…Parlak, mat, fosforlu..Olsa da ayaklarımız birazcık kusurlu…Kimin umuru ?… Mağazalarda sergilenen en gözde, en son moda ne varsa; olmalı ayakkabı dolabımızda…

Ortaçağ’da Merkantalizm’in doğuşuyla birlikte mirasın; mirası biriktirenin soyuna, nesebine kalması hırsı düşünce varsıl efendinin usuna…Buyruk verdi insan soyunun dişisine; tek eşli olacaksın, olmalısın diye…Ve bekaret kemerleri bile üretildi bu düşünceler eşliğinde…Ve de insan soyunun dişisini oyalamak, erkeğin gözdesi, seçilen dişisi yarışını kazananı olmak için sıradanlıktan kurtulması gerekliydi…
Daha çekici, daha görünür, daha albenili olmak ön koşuldan sayıldı…
Bunu gerçekleştirmek için de kadın süslenmeliydi…
Kadın güzel giysilere bürünmeliydi…
Ve de keklik gibi sekerek, ceylan gibi ürkerek yürüyebilmek için; özel ayakkabılar giymeliydi… Köylü çarıklarından çok başka, çok seçkin, özel kumaşlardan, özenle üretilmiş ayakkabılar üretilmeliydi kadınların o minicik ayaklarına…
Ve masallar da üretilmeliydi o küçücük ayakların giydiği camdan ayakkabılar üzerine…

Elbetteki Ortaçağ’dan günümüze sürdükçe; erkek-kadın-miras-neseb üzerine kurulu denklem… Dünya üzerinde yaşadığınız bölgenin koordinatları değişik, değişik belirlenmiş olsa da şu boylam ve şu enlem…Değişmeyen; “değişimin kendisidir” dese de ilkçağdan seslenen bilge…
Düşer onun sesine bir gölge; günümüzden…
Çünkü değişmeyen, değişimin kendisi değil, modanın buyruklarıdır…
Öğütlendiyse bir kez bizlere; uyacaksınız buyruklarımıza, belirlediğimiz kurallara diye…
Biz yalnızca bu buyruklara uyarız…
Üstelik o denli önemli olmasa da günümüzde; erkek-kadın-miras-neseb üzerine kurulu bu feodal denklem…
İnsan soyunun dişisi, yaşamın neşesi ve de özgüvenli kadını; ekonomik bağımsızlığını sağladığından beri…
Tek Tanrılı dinleri tanımamış bir pagan ya da şaman gibi sanki çok Tanrılı ve de birazcık çok erkekli…
Ama illa ki çok, ama çok ayakkabılı…
İşin doğrusu ve elbette ki ne mutlusu; çok uzaklarda kaldı bayramdan, bayrama ayakkabı alma günleri…
Yaz-kış-ilkbahar-sonbahar; mevsimlerin yalnızca adı var…
Elbette ki bayram-seyran-komşu düğünü-doğum günü; insanlığın bir araya gelişi…
Böylesi günlere, böylesi bahanelere ne gerek ?…
Değil mi ki ayakkabıya yönelmiş tutkumuz, aşkımız…
Biz ayakkabılarımızla çok mutluyuz…
Özellikle de bir erkek kırarsa tutkulu yüreğimizi; koşa, koşa yenisini alırız…
Erkeğin değil elbette, ayakkabının yenisini…
O şık, o güzel ayakkabılarımız ayaklarımızda oldukça; erkekler peşimizden gelirler nasıl olsa…
Yine de düğün,bayram, seyran her ne için alınmış yeni ayakkabılarınız varsa şu günlerde ayaklarınızda; onlar iki kat daha mutlu etsin sizleri, ey sevgili ayakkabı aşıkları…