İlter Gözkaya Holzhey

Tüm Yazıları


Atatürk ve Einstein

  • 28 Eylül 2018 Cuma


Hem Atatürk’ü hem de Albert Einstein’i Dünya’da hemen hemen herkes tanır. Ama ikisinin tarih sayfalarına geçen ilişkisini sadece tarihçiler bilir. Halbuki bu ilişki yeni kurulan Türkiye Cumhuriyet’i ve Atatürk’ün büyüklüğünü ortaya koyar.
Albert Einstein 1879 yılında Ulm/Almanya şehrinde doğmuş, 1955’de Princetown/Amerika’da vefat ediyor. Dünya çapında tanınmış teorik fizikçisi ve bilim adamıdır. İleri gelen fizikçiler 1999 yılında Einstein’i tarihin en büyük fizikçisi seçerek adını mütevazi ve insancıl bir dahiliğin simgesi haline getirdiler.
1932 yılında genel seçimde Adolf Hitler başkanlığında Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Parisi çoğunluğu kazandı. Yahudi Soykırımı günlerini yaşayan diğer bir çok bilim insanı, sanatçı gibi Einstein de Almanya’yı terk etmek zorunda kalmıştı. Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği (OSE) yönetiminin aldığı karar uyarınca ve başkan sıfatıyla 17 Eylül 1933 tarihinde, Ankara’ya bir mektup gönderdi. Bu mektupta, tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan kırk kişinin birliğe yapılan çok sayıda başvuru arasından seçildiği, yazılıydı. Bilim insanları hiç karşılık beklemeden çalışmayı arzu ediyorlardı. Türkiye Hükümetinin bu talebi kabul etmesi halinde yalnız yüksek seviyede insani bir iyilik yapmakla kalmayıp, bunun yeni Türkiye Cumhuriyet’ine kazanç getireceğini umut ediyordu.
Mektup geldiğinde Başbakan İsmet İnönü, Maarif Vekili ise Reşit Galip idi. İlk inceleme sonunda varılan sonuç olumsuz görünüyordu. Ancak bu arada Atatürk devreye girer ve olumlu cevap verilerek bu bilim insanları, en kısa zamanda Türkçe öğrenmeleri şartıyla Türkiye’ye davet edilir.
Diğer bazı Avrupa ve Amerika ülkeleri, başlangıçta bu göçe karşı çıkarken, kapılarını açan ülkelerden ilki Türkiye olmuştur. Bugün de Türkiye sığınmacılara kapısını açtı, fakat o zaman nüfus azdı, kontrollü göç uygulanıyordu.
Yahudi oldukları için onlara iyi davranılması bazı kaynaklara göre Hitler’in hiç hoşuna gitmemişti. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti kurmada destek olan bu bilim insanları önemli toplantılara davet etmiş, yabancı devlet adamları ile tanıştırmıştır. Nazi Almanya’sından kaçıp gelen öğretim üyeleri çeşitli üniversite ve fakültelerde ders verdi.
Ernst E. Hirsch anılarında, 1938 yılında Türk vatandaşlığına geçmek için müracaat edince kendisine İslâm dinine geçerse daha kolay olacağı söylenir. Ama din özgürlüğü kapsamında Türk vatandaşlığını alınınca Atatürk’ün Ne Mutlu Türküm DİYENE, ünlü sözünü hatırladığını yazar.

Bir deha olan Einstein çok yönlü bir bilim insanıydı. Karakterinde isyankârlık vardı. Ruhundaki yaratıcılık ve özgürlük tutkusu zihnini çalıştırarak onun deha olan yeteneğini ortaya çıkardı.
Bugün İslâm karşıtı tutumla yetenekli öğrencilerin Türk ve İslâm adı olan çocuklara hak ettikleri notu vermeyerek tarihe kendi ülkesine, Almanya’ya zarar verdiğini görmelidir, görmeyen öğretmenleri uyarma, düşünce öncülerine düşen çok önemli bir görevdir.
Bu nedenle bu büyük bilim insanının biyografisi okullarda güncelleştirilerek mutlaka okunmalıdır.
Bugün hayal dahi edilemez, gençliğinde ve hayatının ileri dönemlerinde de sıkıntılı günler yaşadı. Babalık görevini yerine getirmekte güçlük çekiryordu, iş bulamıyordu.
Biliminsanı olarak başkalarının soramadığı, uğraşmak istemediği ve sıradan gördüğü her şeyi kendi zekâsıyla sorguladı, keşifler yaptı, teoriler üretti. Hayatını ilginç yapan bilim insanlığının sınırlarını aşan bir kişiliği vardı. Hayatı tüm insanlığa ilham verecek nitelikte hikâyesi güncelleştirlmelidir.
Tüm Avrupa ülkelerinde haberlerin ilk başlığı sığınmacı sorunu, bir türlü göç ülkesi olduğunu kabul etmeyen Almanya başı çekiyor. Genel ve yerel seçim neticelerine etki eden, sağcı popülüst partilerin üye sayısını artırdığı bir ortamda tarihe geri bakış, geleceğe yol gösterecektir.
Tarihe geçen bazı sözleri, bilimin sınırlarını aşıyor, politik, sosyal, barışa verdiği önemi gösteriyor. Sanıldığı gibi ateist değildi.
Din olmadan bilim topal, bilim olmadan din kördür.
Öğretim, kişinin okulda öğrendiği şeylerin tamamını unuttuktan sonra geriye kalandır. Problemleri, onları çıkarırken kullandığımız düşünme şeklini kullanarak çözemeyiz.
Matematikte zorluk yaşamaktan korkmayın. Sizi temin ederim ki benim yaşadığım zorluk çok daha büyüktür.
Üçüncü Paylaşım Savaşı’nda nelerle savaşılacağını bilmiyorum, ama Dördüncü taşlı sopalı olacak.
Bir koyun sürüsünün kusursuz bir üyesi olabilmek için, her şeyden önce koyun olmanız gerekir.
Sayılabilen şeyler her zaman önemli değildir, önemli olan şeyler de her zaman sayılamayabilir.
Ölüm korkusu, tüm korkular arasında en anlamsız olanıdır. Çünkü ölen biri için artık bir kaza riski kalmamıştır.
İnsanlığa, barış dolu bir dünyaya ve bilime inanan bu büyük insana, selâm olsun.

Hoşça kalın!