Musa Dinç

Tüm Yazıları


Anılardan Esintiler

  • 02 Ocak 2019 Çarşamba


Musa Dinç / Sağlık İletişim Uzmanı, Eğitimci Yazar



Rahmetli babam 1933 doğumluydu, askerliğini Sarıkamış ve Erzurum'da piyade çavuşu olarak yapmıştı.
Hiç unutmuyorum. Yıl 1967. Henüz yedi yaşındaydım.
Evimiz Diyarbakır Çınar İlçesi Aşağıkonak köyündeydi. Doğduğum köy ve köye ilk yerleşen / kuran da benim Büyük Dedelerim' dir.
Diyarbakır-Mardin karayolunun içinden geçen köyümüzde tek bir kahve vardı, halen de bu kahve varlığını sürdürüyor. Dededen babaya ve torunlara devredilerek devam ediyor. Babam Karayolları 92. Şube’de trafik bölümünde çalışıyordu. Yol üstündeki trafik levhaları ve yine yolun sağlı sollu ağaçlandırılması işinden sorumluydu.
Babamın işte olmadığı zamanlar, izinlerde takıldığı kahve, Davut’un kahvesiydi. Hafta sonunda babam kahvede arkadaşlarıyla iskambil oyununda kaptı kaçtı oynarken, bizim köyden olmayan yabancı birinin ona çok dikkatli baktığını görür, babamın gözünden kaçmaz tabi. Babam da onu iyice süzer. Belli bir zaman sonra yabancı adam babama yanaşır.
“ Merhaba,” der.
Babam da: “ Merhaba , “ diyerek karşılık verir, sonra birden yabancı adam babama dönerek:
“ Sizin adınız Mehmet Dinç değil mi? “
Babam: “Evet , “ der demez yabancı adam babamın eline sarılıp, öpmek ister. Babam elini öptürmez, ama yakınlık gösterir.
“ Erzurum’da askerken, siz benim komutanımdı nız, ben senin takımından Trabzonlu Ekrem Durmaz’ ım, “der.
İşte o anda babamla Ekrem birbirlerine sarılırlar.
Babam, çok sevdiği kaptı kaçtı oyununu yarıda bırakarak, Ekrem’le ilgilenir.
“Hayırdır Ekrem, köyümüzde ne işin var?”
“Hayırdır Mehmet Çavuşum, kız kardeşim Fadime sizin köye ebe olarak atandı, şu tesadüfe bakın.”
Babam, Ekrem’le kız kardeşi ebe Fadime ve Muhtar Şeyhmus Akyüz bizim eve geldiler.
Kumral, beyaz tenli, saçlarının bukleleri bir hayli uzun orta boylu elinde valizi bir kız ve saçları sarı, zayıf uzun boylu her halinden köylü olan babam yaşlarında biri, bize geldiler. Hoş beş derken; babamın mutluluk ve sevinci yüzünden okunuyordu. Öz evladını ve kardeşini görmüş gibi bağrına bastı.
Dedem, ninem, annem, abilerim, ben; evimizin tüm bireyleri, hatta kedimiz Gazo bile onlara sevgimizi hissettirdik.
O gün onlara çok güzel bir ziyafet çekti ebeveynim. Muhtar yemekten sonra ayrıldı bizden, onlar ise bir kaç gün bizde kaldılar, sonra bir akrabanın evini ona çok cüzi bir kirayla tuttuk. O zamanlar lojman yoktu. Köy Karakolunun kumandanı da aynı evin üst katında oturuyordu. Alt katı da Ebe Fadime’ye tuttuk. Kiraları devlet tarafından karşılanıyordu.


"Hiç gözün arkada kalmasın. Senin bacın, benim de bacımdır, kızımdır," dedi, babam.
Gönül rahatlığıyla Ekrem Trabzon'a döndü. Ebe Fadime Hanım da her hafta sonu bize gelip, giderdi. Dedem de ona bostanından kavun, karpuz hediye ederdi.

*
Siirt / Kurtalan'da Sağlık Memurluğu yaptığım yıllarda, (1982-1986) ayda on gün köy gezilerimiz zorunluydu. Her köylere gittiğimizde ağalar, paşalar gibi ağırlanırdı k, hizmet aşkıyla görevimizi yapıyorduk; ama köylüler de sağlık ekibine konukseverlikte ellerinden geleni hiç esirgemezlerdi.

Doğu ve Güneydoğu’da şark hizmeti yapanlar çok iyi bilirler ki, konukseverlikte liderlik koltuğunu kimseye bırakmaya niyetleri yok…

***