Musa Dinç

Tüm Yazıları


Amerikan Sapığı (American psycho) Film Analizi

  • 05 Kasım 2018 Pazartesi


Musa Dinç / Sağlık İletişim Uzmanı, Eğitimci-Yazar


Görünüşe aldanmamak gerekir. Allah ona hem zenginliği hem de yakışıklılığı beraber vermiştir; her genç kızın hayal ettiği ( Prens ) Patrick, gerçek yaşam dünyasında tam dehşet ve bataklık dehlizidir. Kıskançlık ve öfke tavan yapmaktadır. Sıra dışı ve aykırı grup seks tercihleri yanı sıra; insanları sebepsiz yere öldürmekten haz alan ve kurbanlarının vücutlarından hatıra olarak aldığı parçaları evinde saklayan bir narsist
sikopat hastadır.
Yönetmen Mary Harron’u kutlamak gerek. ( Filmin başında, Patrick’in normal bir insan gibi bir algı oluşturduğu için. Örneğin; cilt temizliği, hijyeni önemsemesi, evin içinde egzersiz, kılık kıyafetini önemsemesi vb. gibi.
Gerçekten de her şeyin zıvanadan çıktığı hissini uyandıran bir zaman-mekanda geçer. Patrick Bateman (P.B.)’ın hikayesi: II. Reagan döneminde, neoliberal sağ politikalarını sertleştiği, metropollerdeki zengin ile fakir arasındaki uçurumun büyüdüğü, adli suçların, uyuşturucu madde kullanımının arttığı, AİDS’in korku salmaya başladığı, medyanın günlük yaşam üzerine etkisinin giderek arttığı, popüler kültürün büyük kitleleri ele geçirdiği, teknolojinin (walkman, VHS video, program kaydedici, çok kanallı telefonlar, müzik setleri) günlük hayata hızla sirayet ettiği, seri katil Ted Bundy’nin idama mahkum edildiği, Sefiller müzikalinin kapalı gişe oynadığı 1980’li yılların sonlarında New York’ta. P.B. yaşadığı dönemi gözler önüne serer.
Filmi üç defa izledim. P.B. 27 yaşındadır. Harward mezunudur. Paranın kalbinin attığı Wall Street (WS)’de bir finans şirketinde yönetici pozisyonunda çalışmaktadır. WS’te çalışan genç ve başarılı kuşağın bir prototipidir. Birbirinin fotokopisi çalışma arkadaşlarıyla benzerlikleri, farklarından çok daha fazladır- zaten film boyunca ‘yuppie’ler birbirini karıştırır ( P.Allen Marcus, Hamilton Mcloy, Carter da Davis der P.B.’a). Yıllık geliri 150 bin dolar civarındadır. Aslında para için çalışmaya hiç mi hiç ihtiyacı yoktur. Babası oldukça zengindir. Filmde aile mefhumu yoktur, gerçekten aile kurmaya niyetli biriler de yoktur. Her koyun kendi bacağından asılır. Vücudunun her parçası adeta bir markaya parsellenmiştir. Bedenine evine davrandığı gibi davranır. Pahalı ve kaliteli şeyleri tasarımladığı boş bir alandır bedeni. Tüketilecek, kullanılacak metalar. İyi veya kötü, ucuz veya pahalı, boş veya dolu-hepsi bu kadar.
Evinde siyah-beyaz renkler hâkimdir, bürosunda da. Soğuk, mesafeli ve zıt renkler. Ara renkleri içermez. Kusursuz bir düzenin, takıntılı bir estetin ürünü, şişmiş kendiliğinin uzantısı mükemmel mekânlar yaratır veya bulmaya çalışır. Herkesin ulaşamayacağı, ayrıntılarla eşsizleşmiş yemekler yer, herkesin giremeyeceği gece kulüplerinde eğlenmeye çalışır. Ama en iyisi Dorsia’dır. Camdan fanuslar arasında yolculuk yaparken walkmanı onu izole etse de sokağa karışır. Yüzeyel ve sahte dünyalar arasında dolanırken sokakta karşılaştığı her şeyi öldüresiye aşağılar, onun mükemmelliğine uymayacak her şeyden (dilencilerden, azınlık üyesi kuru temizleyiciden, İranlı taksicilerden) tiksinir, hatta yok eder.
Gösterişli biridir P.B. Yakışıklı, etkileyici, karizmatik ve bazen kışkırtıcı. Cam kafesin içindeki dokunulmaz bir mücevher gibi. Kusursuz bir diksiyonu vardır, Mükemmel görünmek için çok çabalar (solaryuma gider, günde 1000 mekik çeker, manikür yaptırır) ve çok para harcar. Bulunduğu durumla yetinmez, sürekli performans göstermesi gerektiğini düşünür. Jane çok iyi göründüğünü söylese de‘her zaman daha zayıf ve iyi görünebileceğini’söyler. İmaj çok önemlidir. Dışarıdan nasıl göründüğüne çok önem verir: Bedeninin giysilerinin, saç tıraşının, gülümseyişinin nasıl göründüğüne dair çok kafa yorar. Başarılı olmasına başarılıdır ama P.Allen’in Fischer hesabına haset ve kıskançlıkla göz koymuştur. Belki de kimliklerin bütünleştiğini his ettikleri kartvizitleri rekabet konusu olur. Önce takdir almak için kendi kartvizitini gösterir ama P.Allen’in kartvizitine hayran kalır. Aslında dış görünüşleri gibi, kartvizitleri de birbirlerine çok benzer (tıpkı hepsinin American Express platin kredi kartına sahip olması gibi). Seçici ve çarpık bir algı olmadan aradaki farkların değerini anlamak mümkün değildir. İki düşman P. Allen ve Luis kartvizitlerini teşhir ederek şanslarını zorlar. Kartvizitlerinin kendisininkinden daha çok beğenilmesini ağır bir değersizleştirme olarak yaşantılar. Hızlı ve şiddetli bir hiddetle kaplanır. Bu duygularla baş edemez, kini büyür ve intikam almak ister
Canlı veya cansız herhangi bir nesneyle sevgi bağı kuramaz. Dokunmaz-dokunulmaz. Romantizm güçsüzlük, saçmalıktır. Ağzından tek bir sevgi sözcüğü çıkmaz. Yaşanmışlıklar nesnelere değer katmaz, tarih oluşturmaz, ilişkiyi sağlamlaştırmaz. Hayranlık duyulacaklar veya hayran olanlar vardır. Hayranlık açıkça büyüklenmeci kendiliğin yansıtılmasıdır. Yansıtan yüzeylerde arar durur bu şişmiş kendiliği. Sevgi uzak bir ülkedir. Anlayamaz çünkü. Nişanlısından ayrılırken birbirleri için çok önemli olmadıklarını düşündüğünü söyler- ortak tarihi reddeder. Bağlanmak büyük korkudur. Çünkü bağlanmak anlamak, yakınlaşmak, emek harcamak, başkalarından vazgeçmek demektir. Yüzeyde bağlılık gibi görünen çarpık ilişkiler kurulur. Courtney’in seks dışında onunla sürekli bir ilişkiye gereksinim duyduğunu anlamaz. Kendisiyle –aynayla- ilişki içindedir P.B. Aynaya “çok hoş görünüyorsun” der. Kadınlar güzel ve çirkin olarak ikiye ayrılır. “İyi karakterli” kız yoktur. Kadınlar son tahlilde birer seks kölesidir. Porno filmlerde oynarlar veya P.B. onlarla kendi porno filmini çeker. Çok biçimli cinsel sapkınlıklarla, bütün ayrıntıları planladığı sahnelerle tahrik olabilir ancak. Bir kadından beklenen kendine olan hayranlığını yansıtmasıdır. Evine getirdiği eskortların P.B. efsanesini bilmemesine şaşırır ve kızar. Şişirilmek için yeni nesneler arar. Sapkın cinsel birleşmeler de doyum vermemeye başlar artık. Sahte ilişkileri içinde yaşar. Yapay tutumlar, tavırlar takınır. Sahte yüceltmelerle etkili olmaya çalışır.
“Amerikan Sapığı”nda narsisistik kişilik bozukluğu olan P.B.’ın hikâyesi anlatılır. Filmin ilerledikçe sınır düzeyde işlev gördüğünü anlarız: Kaygı tahammülü eksikliği, dürtü denetim bozukluğu, madde kullanımı, çok biçimli sapkınlık, öfke ve saldırganlık belirginleşir.
Filmin sonlarına doğru da kendiliğin çözülmesi biçiminde görülen psikotik bir tabloyla karşılaşırız. Daha sonraları “takip sahnesi” olarak adlandırdığı, bürosuna gidip avukatının telesekreterine –yoğun bir duygusal boşalım eşliğinde- itirafta bulunmasıyla son bulan gece gerçeklikten iyice kopar, çözülür. Gerçek ile fantezi, ben ve o birbirine karışır. Oral hiddet, şiddet ve saldırganlığını kontrol edemez. Şiddeti onu ele geçirir, kontrolünü kaybeder ve zıt kutbu vahşiliğe sürüklenir. Önce silahlı cinayetler işler P.B. Sonra öldürmek hiddetini yatıştırmaz, cesetleri parçalamaya, cesetlere tecavüz etmeye başlar. Şiddetin dozu arttıkça silahsız cinayetler gerçekleştirmeye başlar.
Filmin en başarılı yanı seyirciyi gerçek ile fantezinin, iyi ile kötünün, ben ile bizin arafına mıhlamasıdır.
*Kaynaklar: 1) Amerikan Sapığı – Bret Easton Ellis. 2) Sınır Durumlar ve Patolojok Narsisizm – O. Kernberg. 3) Narsisizm ve Psikopatolojisi – Uzm Psikolog Hakan Kızıltan. 4) Narsisizm Kültürü: Umutların Azaldığı Bir Çağda Amerikan Yaşamı – C. Lasch.5) Arzu Çağı: Radikal Bir Psikanalistin Gözlemleri –
***