Selma Erdal

Tüm Yazıları


Amennn

  • 09 Şubat 2019 Cumartesi


Üniversitelerin İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri'nin hangi bölümünde öğrenci olursanız olun; Maliye, İşletme, İktisat, Ekonometri, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler...Hangi bölümün öğrencisi olursanız olun; birinci sınıfda MİKRO İKTİSAT ve MAKRO İKTİSAT derslerini alırsınız.Bencileyin de birinci sınıfda olduğumda, MİKRO İKTİSAT dersinin ilk gününde;Uludağ Üniversitesi'nin çok değerli İktisat Profesörleri'nden aldığım ilk bilgi neydi, öylesine iyi anımsıyorum ki...
Değerli öğretim üyemiz, derse girişde kurduğu ilk tümcesinde bize şöyle demişdi:-Sıradan insanın, sokakdaki adamın; MİKRO İktisat ya da MAKRO İktisat umurunda bile olmaz.O cebindeki parayla ve sofrasındaki ekmekle ilgilidir. Ekonomistler ne demiş?...Siyasetçiler ne söylemiş?...O bunlara hiç aldırmaz. O; yalnızca cebindeki para, evine ekmek götürmeğe yeter mi, işte ona bakar.Arz-talep eğrileri,Keynezyen kuramlar, Harold-Domar Modelleri onu hiç ırgalamaz.Onun yüzü evine ekmek götürdüğü sürece güler.
Ne zaman ki siyasetçiler; ekonomik girdiler, çıktılar, enflasyon, deflasyon, kriz ve nasılsa bu halk keriz...Özellikle de siyasetçiler rakamlarla, anlaşılmaz sözlerle halkın gözünü boyamaları, aklını karıştırmak için verdikleri söylevleri; insanın beyninin içine oya, oya yerleştirme girişimleri olduğunda...Hemen anılarımdan çıkar gelir; üniversitedeki ilk İktisat dersimiz...Ve son günlerde sıkça televizyon yansılarında paraya bakan AKDAMAT Efendi hazretlerinin konuşmalarını dinledikçe yine o değerli öğretim üyesini anımsadım.Belli ki AKDAMAT; Türk Devlet Üniversiteleri'nde yetişmediğinden bizlere verilen bu yaşam dersini almamış onu yetiştiren öğretim üyelerinden...Halkın anlayacağı dilden uzak...Ve küresel güçlü ekonomiler tarafından ülkemiz ekonomisine kurulan binlerce tuzak olduğunu an-la-ya-ma-sın diye AKSEÇMEN ve dolayısıyla "vazgeçmesin bizden" tavrıyla, süslü parlak sözlerle anlatıyor, anlatıyor.Dinleyenlerin acaba yüzde kaçı; cebindeki parayla, evine ekmek götürebiliyor, işte onu hiç bilmeden anlatıyor.Umalım ki anlatılanlar, gün gelir gerçek olur, bu ülkeden yokluklar, yoksulluklar yok olur.İnönü'nün başbakanlığı döneminde, İkinci Dünya Savaşı günlerinde; yaşanan zorluklar nedeniyle "Aç bıraktınız, milletimi aç!" diye bağıranlar, asla bu milleti aç bırakmazlar...AMENNN

Ekonomi,para, ekmek bir yana; ille de yaşamak var ya...Ne güzel bir şey!...Yaşamak, yaşıyor olmak, canlı olmak...Üstelik de yaşamakla, ömürle ilgili güzel ve umut verici açıklamalar da geldikçe bilim insanlarından, işte o zaman değmeyin keyfimize!...
Ozan Cahit Sıtkı Tarancı; "yaş 35 yolun yarısı" demiş, 40 yaşını görmeden gidivermiş bu dünyadan...Biz çocukken de "yaş yetmiş, işi bitmiş" derdi insanlar...
Ne güzeldir ki o günler geçmişde kaldı; bilim insanları insan ömrünün 150 yıl olduğunu açıklıyorlar sürekli...Elbette ki bu süreyi tamamlamak, tamamlayabilmek birazcık da insanın kendi bilgi, beceri ve çabasına da bağlı...Örneğin; alkolsüz, nikotinsiz, stressiz, hırssız, kavgasız bir yaşam sürebilmek bağlamında...Gerisi de kalmış; Tanrı'ya, Doğa'ya ve genetik mirasınıza...Gelirsek bilim insanlarının sözlerine ki onlardan birisi Prof.Dr. Servet Arıoğlu'nun verdiği bir bilgidir bu...
Şöyle ki...18 yaş; zekada zirve...25 yaş; kemik yapısında zirve, fiziksel güçde zirve...35 yaş; osteoporoz başlangıcı (ki kemiklerde erime başlangıcı, bu nedenle spor, spor, spor gerekli)...45 yaş; gözler bozulur ve kadınlarda menopoz başlangıcı, doğurganlık gücü azalıyor...55 yaş; kadınlarda menopoz, erkeklerde andropoz...Ve eğer bedenin yanı sıra, beyni de tembel bırakırsa insan; zekası 12 yaş seviyesine düşüyor (öyleyse ne yapmalı?...İşleyen demir ışıldar...Hep okumalı, yeni bir şeyler öğrenmeli, yenilikleri izlemeli, anlamalı, beyni tembelleştirmemek için)...Eğer akıllıca yaşarsa insan; bu yaşla birlikte başlıyor altın yıllar...Çünkü bilim insanlarına göre 65 yaş; genç yaşlılık başlangıcı...75 yaş; orta yaşlılık dönemi...85 yaş ileri yaşlılık başlangıcı...95 yaş; sizin kendinize ne kadar iyi baktığınızla ilgili bir süreç...105 yaş ve sonrası; Tanrı'nın, Doğa'nın size armağanı...Yaşam sürecinizin çok uzun olmasını istiyorsanız eğer; sigara ve alkolden uzak durmanın yanı sıra, şu herkesin dile getirdiği üç beyaz zehir ki un-şeker-tuz üçlüsünden uzak durulacak...Özellikle de tuz; kemik erimesinin nedeni ve böbreklere de çok zarar verdiği gerçeği kesinlikle bilinmeli...Öyleyse ne demeli?...Yaşamı çok ama çok seven herkese Tanrı;çok ama çok uzun ömür vermeli...AMENNN