Selma Erdal

Tüm Yazıları


Almancılar

  • 13 Mayıs 2019 Pazartesi


Kim onlar?...Günümüzden yaklaşık 50 yıl öncesinde...Almanya denen ülkeye davul, zurna eşliğinde şenliklerle yolcu ettiğimiz Türk halkı...Ve onların karşısında da...Kültürel çatışmalarımızı ileri sürüp, ruhen yıprattıkları yetmiyormuş gibi...Dönem, dönem fiilen yakarak ölüme mahkum ettikleri Türk halkını fiziksel olarak da yok etmiş olan Almanya...Ve böyle her türlü saldırıya uğramasına karşın o ülkede yaşayabilmek için direnen, çabalayan, çalışan ama yine de kimselere yaranamayanlar bu topluluğu... Ki onlara kısaca Almancı diyoruz bizler de acımasızca...Oysa onlar ırkçıların fiziksel saldırılarına uğramalarına, kendilerini aşağılayarak toplumun en alt tabakasında kendilerine yer verilmesine, gettolarda yaşamaya zorunlu bırakılarak kent merkezinin dışına itilmesine katlanan belki de gerçek anlamda birer kahraman olan insanlar...Kimi zaman kırsal yaşam biçiminden sıyrılıp, bir türlü çağdaş kafa yapısına ulaşamadıkları eleştirisiyle ülkemizde de küçümsenen...Bazen de Batılı olduğunu sergilemek amacıyla "özentili" tutum ve davranışlar sergilediği için ülkemizde yaşayan halk tarafından da eleştirilen gurbetçiler...Ne yazık ki onların yaban ellerine gidişlerinin nedeni; halkına "istihdam" sağlayamayan bir dönemin Demirel Hükümeti'dir. Örneğin; Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda "Nüfus ve İstihdam" sorununa ilişkin önerilere bir bakalım o günlere dönelim de... İşte planda yer alan konuya ilişkin öneriler:1)Artan işsizliğin bir sonucu, kente göçün önlenmesi,köyde istihdam olanaklarının yaratılması2)İşgücü fazlasının, işgücü isteği olan Batı ülkelerine gönderilmesi3)Uzun süreli çözüm olarak, nüfus artış hızının düşürülmesi
İşte bu önerilere İkinci ve Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planları'nda da yer verilmiş, istihdam sorununa çözüm yolu olarak; Batılı ülkelere Türk halkının bir bölümü ihraç edilmiştir.Dışa işçi gönderme; elbette ki işin en kolaycı yoluydu. Elbette ki geçici bir çözüm biçimiydi.Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında yaşanan 1973 petrol krizinden sonra; dışarıya işçi gönderme durdu. Bu kez Ortadoğu'da istihdam olanakları açılsa da Batı'ya gönderilen gurbetçiler gibi uzun soluklu ve verimli olmadı o ülkelerle yapılan anlaşmalar.Buna karşın Batı'dan geri dönen işçiler; yaşlı, posası çıkmış bir kuşak olarak ülkeye yeniden uyum sağlamaya çalıştılar.Daha sonrasında ikinci ve üçüncü kuşak olarak tanımlanan orada çocukluğu geçen ya da orada doğan nesil...İşte onlar artık iki arada bir derede sayılmasalar da yine de ne oralı, ne de buralı olamadılar ne yazık ki... Sonuç olarak iki tarafta da dışlandılar, küçümsendiler, ülkemizde özentili olmakla,Batı'da da uyumsuzlukla suçlandılar.Ama onları en çok kimler sevdi?...Elbette ki yerel esnaf...Yaz ayları yaklaştıkça onları sabırsızlıkla bekleyen esnaf çok sevdi.Çünkü orada özenip de alım güçleri yetmediği için satın alamadıkları eğlence yaşamı, çok ve çeşitli giyim kuşamı ülkemizde bulabilmeleri hem onları, hem de yerel esnafı pek sevindiriyor.Özellikle Türk parasının, yabancı paralar karşısındaki değer kaybı; başta Almancılar olmak üzere, tüm dış ülkelerde çalışıp, yaz dinlencesi için ülkemize gelen dünün gurbetçilerinin çocuklarını ve torunlarını pek mutlu ediyor, sevindiriyor.Örneğin Didim'de; giysi satan mağazalar, kışlık ürünlerini bile depolarına kaldırmıyorlarmış, çünkü Almancılar telefon ediyorlarmış "sakın kaldırmayın geliyoruz" diyerek...Ve bavul, bavul alıp gidiyorlarmış. Kuaförler; fiyatlarını "döviz kurlarını gerekçe göstererek" çoktandır yeni yüksek fiyatları yürürlüğe koydular bile, ellerini ovuşturarak sabırsızlıkla Almancılar'ı bekliyorlar. Altınkum'daki barlar, diskolar; çoktandır hazırlıklarını yaptılar, Almancılar'dan kazanacakları Eurolar'ın düşlerine daldılar.
Oysa o Almancılar; hangi koşullarda çalışmaktalar,kazanmaktalar ve hangi zor koşullarda Alman toplumunun arasında yaşam savaşı vermekteler?...Onları düşünen hiç kimse yok.Özellikle iki Almanya'nın birleşmesinin ardından, onların yaşam ve çalışma koşullarının daha da zorlaştığına ilişkin hiç kafasını yoran yok.Onların arasında eğitimli, donanımlı bireyler çıksa da...Çoğunlukta olanlar; en alt kesimlerde, en zor işlerde, köleden biraz iyi durumda, zorluklara katlanan insanlar...Ülkemizde olduğu gibi, Avrupa ülkelerinin genelinde de yaşam koşulları zorlaşıyor,işsizlik artıyor.Zorlaşan koşullarda ayakta kalabilmek, hiç kolay olmasa gerek. Onlara hoşgörüyle yaklaşıp, insanca saygı duymak gerek...Ama...Ne yazık ki onlardan kazanacakları bolca paraya umut bağlayanlar; amiyane deyişle onları "sağmal inek" gibi görüyor.Ülkemizde bütün ilişkiler parayla ilişkilendiriliyor bilindiği gibi...Ne acı değil mi?...