Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


ALIŞAMAMAK

  • 13 Kasım 2018 Salı



Bir atasözümüz şöyle derdi; ”Sakla samanı, gelir zamanı. ”Gerçi şimdi saklayabilecek samanımız yok, artık samanı da dışarıdan alıyoruz. Yani, kelimenin tam anlamıyla, yaşamın her alanında tasarruf yapmak zorunda olduğumuzu görüyoruz. Yeterli ve gerekli üretim olmayınca, her şey ve hatta üretilenlerin ham maddesi de dışarıdan ve dövizle alınıyor. Döviz fiyatı ise çok yüksek(!)
TASARRUF.
Tasarruf yaşamsal bir gerekliliktir; öz güve ve güvenilirliktir. Bir yaşama biçimi olarak olay ve olguların bilincine varmaktır. Bu kişisel yaşam algısı toplumsal bir davranışa dönüştürülmelidir. Bunun adı da erdemliliktir. Bu yaşam algısı içinde olan kişi, kurum ve kuruluşlar; “Ayağını yorganına göre uzat!” gerekliliğinin ayırdında olmalıdır.
AKILLI DÜŞMAN.
Düşman akıllı olursa, onunla mücadele etmek durumunda olanlarda akıllı olma gereğini duyarlar. Dostu akılsız olanlar her zaman her şeyle karşılaşabilecekleri bilincinde olmalılar. Aslında bu yaklaşım, ölçülü bir muhalefeti işret etmektedir. Eylemlerde yer, zaman ve koşullar dikkate alınmalıdır. Buna halkımız; “Kaş yaparken, göz çıkarma” der. Yapılmış olan, yapılması gereken olmalıdır. Zamansız yapılan şeyler sadece gereksiz değil, aynı zamanda zararlı da olabilir. Yani; “Doğruyu yanlış insana söyletirsen iz, bundan doğru zarar görür! Öztürk Yılmaz gerekliliği tartışılacak bir zamanda bir doğruyu dillendiriyor partisinin arkasında durmayacağını unutarak!
RUHBANLAR.
Toplumu egemenlerin istem ve beklentileri doğrultusunda hazırlayan, oluşturan, güdüleyen ve yönlendirenler ruhbanlar-dır. Tarihsel konumlanışları genellikle ve hemen hemen her koşulda egemenlerin yanında ve hizmetinde olmalarıdır.
Sınıf olgusu, yaşam sürdürme sürecinde araç ve kaynaklara sahip olmakla ilişkilidir. Egemenler üretim araçlarına ve zenginlik kaynaklarına(madde ve ham maddeler) sahiptirler. Emekçiler, emeklerini satarak yaşamlarını sürdürürler. Ruhbanlar doğrudan üretim süreçlerine katılmaz, üretilenlere el koyanların verdikleri paylarla varlıklarını sürdürürler. Buna karşın, ruhbanlar egemenlerin varlıklarının güvencesi olan inançları toplumun kılcallarına her fırsatta enjekte ederler. Yani, toplumda maddi değerleri üretenlere ürettikleri maddi değerleri değil, manevi değerleri verirler. Egemenler ruhbanlar aracılığıyla emekçilere manevi değerleri vererek el koydukları maddi değerleri güvenceye alırlar.
Egemenler için inanç çok veya hiç gerekli olmayabilir ama emekçiler için bir olmazsa olmaz olarak algılanır. Milliyetçilik de kendi yararına olduğu sürece bir sakıncası olmayan uyutucu bir ideolojidir. Aynı şeyi yurtseverlik için söylemek mümkün değildir. Egemenler için yurtseverlik tercihlerin son sıralarında yer alır(!) Bütçe harcamalarına bakıldığında tercihin kimlerden yana kullanıldığı görülür. Diyanete ayrılan bütçe ile MEB’in din hizmetleri için aldığı pay her şeyi gözler önüne sermektedir. Oysa inanç kişiseldir, din hizmetinden yararlanan onun bedelini ödemelidir!
Direnir düşmanınuyku tutmaz lığı,
Uyutur çağlayan uçarındaki suları,
Bu işlerin hiç şakaya gelmediği biline;
Cümle uyuyanlar, kaybeder yarınlarını!