Selma Erdal

Tüm Yazıları


Aldırmıyoruz

  • 07 Kasım 2018 Çarşamba


Yıllar hızla geçip, gidiyor...Ülkemizde var olan değer yargıları da hızla değişiyor...Dolayısıyla toplumsal yapımız da bu değişimden payına düşeni alıyor...Ve insan düne bakıp, bugünle karşılaştırdığında da sormadan duramıyor:-Bu toplum hep böyle kolaycı, hep böyle kurnaz, hep böyle aylak, hep böyle kumarbaz mıydı?...
Düne bakıyorum...Günlerden 22 Mart 1999...Kanal D televizyonunda; ÇARKIFELEK...Çarkıfelek'de ; feleğin çarkından geçmiş M. Ali Erbil...Bazen sövgüye, bazen övgüye değer bulduğum... Bazen soytarı, bazen soylu bir adam dediğim Mehmetali; yine kendine özgü bir eylemde; yaklaşık 4 yaşındaki kızı Yasmin yanında, yarışmayı sunarken, kızına da bakıyor.Böylesi bir sunuculuk örneği Türkiye gibi hoşgörülü, duyguların sömürüldüğü, biçimsel ilişkilerle biçimsel olmayan ilişkilerin sınırlarının belirlenemediği bir ülkeden başka nerede görülebilir?...Bunu da hiç de yadırgatmadan sevimli, sevimli "kuşkusuz sırnaşıkça da denebilir" Mehmetali'den başka kim yapabilir?..."Nerede beleş, oraya yerleş" söylem ve eylemini pek seven yurtdaşlarımız "Taş mı attım kolum mu yoruldu?...Alt tarafı telefonu çevirdim, biraz da M'Ali'ye dilenci gibi yalvardım, armağanları kaptım" yaklaşımı içindeyken...M'Ali de şarlatanlıklarıyla, sululuklarıyla Türkiye'nin toplumsal yapısının zedelenmesine neden olurken, yaşanan bu yanlışlıkların ayırdında olan yurtdaşlarımızı oldukça öfkelendiriyor.
Ve bugüne döndüğümüzde; son iki aydır, hastanede canıyla uğraşan, ecelle boğuşan Mehmet Ali Erbil için kaygılananlar, üzülenler nerede?... Sözde dostları,parası ve ünlü olma hevesi için yanında duran kadınlar, telefon aracılığıyla ona yalvarıp dilencilik yapan televizyon izleyicileri...Sahi onlar nerede?...Bu kadar Müslüman geçinenlerin bol olduğu ükede onun için üzülen, şifa dileyen, onun için dua eden var mıdır ki onların arasında?...Hiç sanmıyorum...Herkese ilgi, "sözde" sevgi ve saygı; yalnızca gözde ve güçlü olduğu günde...Elbette ki yalnızca Mehmetali'ye değil, herkese...Evet herkese...Hele bir ikbal koltuğundan düş de...Görürsün...
Dün, dün dediğin; 10 Ocak 1999...Kanal E televizyonunda; ARTVİZYON programı...Artvizyon'da Zeliha Berksoy diyor ki:*Güzel sanatlar; resim, müzik,mimari, bale, tiyatro...Söz söyleme sanatı; yazmak...*Stand-up komedi; arsızlık, yağmacılıkdır. Cem Yılmaz, Cem Özer, Beyaz; bu adamların yaptıkları işler için söylüyor bu sözleri...Ve diyor ki:-Seyirci eğitilmelidir.Seyirciye günübirlik sözlerle, seyirciye küfretmekle "ayaküstü komedi" olmaz.Ve soruyor:-Sinemalar nerede?.Gerçek tiyatro nerede?...Ve "sanatçı" tanımını da şu sözlerle yapıyor:-Sanatçı; eğitimi, kültürü ve doğal yeteneğiyle olayları ve insanları yorumlayandır. Para kazanma ve populerlik kaygısıyla ortalıkda dolaşanlar yalnızca show dünyasının artistleridir. Amerika'da bunlar kesin kategorilere ayrılır. Gerçek sanatçılar bütün dünyada saygı görürler.Ve sürdürüyor sözlerini:-Olaylara; kaderci ve şükürcü değil, sosyolojik açıdan bakılmalı...Ülkelere prestij kazandıran; sanat ve kültür olaylarıdır. Fındık rekoltesi,bavul ticaretteki başarı değildir.Sanatta yerel kaldıkça, ekonomik gelişmenin anlamı yetersiz kalıyor. Çok sesli müzik; insanın beynini geliştirir.Kıstas alınan Batı sanatı değil, Dünya sanatıdır. Bilimde nasıl ki bilim adamı ve kadını bütün dünyanınsa, sanatçı da öyle olmalıdır.
Ve bugüne dönüyoruz; bu sözlerin 180 derece tersine bir bakış ve çağdışılığa akışla, aydınlğa değil, dolu dizgin karanlıklara gidiyoruz.Sanatçı diye Sibel,Seda, Hülya, Orhan, Yavuz, Kadir...Hangisi uluslararası değerler ölçüsünde mahir?... Aldırmıyoruz ederlerine...

Dün; dün dediğin 21 Nisan 2000 geceyarısı...SHOW tv'de GECE HABERLERİ...Leeds United maçı dönüşü, uçakda Fatih Terim diyor ki:-Türk insanının başaramayacağı hiç bir şey yok yeter ki başarması muhtemel insanların önüne engel konulmasın...
Bugüne döndüğümüzde; 6 Kasım 2018 gecesi, Almanya'da Schalke Galatasaray'ı sahaya gömerken...Kendisine onlarca kez fırsat verilen Fatih Terim neler diyecek?... Artık hiç merak etmiyoruz. Çünkü o da çokdan ligden düştü ama...Farkında değil... Ona da aldırmıyoruz...
Dün; dün dediğin 5 Şubat 2018...TRT 2 televizyonunda; HABERLER...Haberler'de Prof. Dr. İsa EŞME açıklamalar yapıyor:-Öğretmenlerimiz bilgi aktaran değil, merak uyandıran sorular sorma yeteneğinde olmalıdırlar ki Dünya ile yarışabilelim...
Bugüne döndüğümüzde; öğretmenler ola ki ülkeyi karartan bulutları açmak, aydınlığı genç beyinlere taşımak isterlerse...Yargılanıyorlar,sorgulanıyorlar, sürünüyorlar, sürülüyorlar... Biliyor muyuz?...Duyuyor muyuz?...Bilsek de, duysak da...Sanırım onlara da aldırmıyoruz...

Dün; dün dediğin 17 Şubat 2001NTV yayınlarında; YOL FOTOĞRAFLARI Yol Fotoğrafları programının yapımcısı ve sunucusu "ışıklar içinde uyusun" Tayfun TALİPOĞLU...Buldan yakınlarında KIZILCABÖLÜK köyünde; köy "Buldan Bezi" diye bilinen, ünlenen dokumaların gerçek üretim yeri...Talipoğlu anlatıyor:- Bu köyde işsiz yok, herkes çalışıyor, üretiyor..."N'erde bu Devlet diye bağıranlar" yok bu köyde...
Bugüne döndüğümüzde; köylüsü de, kentlisi de aylak...Aç kalanlarsa çaylak... Çünkü kurnaz aylaklar; tekkede, tarikatda, aydınlığa karşı barikatda sat tutmuş... Çağdaş yaşamdan yana olanlara pusu kurmuş...İşin kolayını bulmuş...Üretim külliyen durmuş...Buldan Bezi dokunsa da halkın cebinde alacak para mı var?...Var mı, yok mu; bilmiyoruz, çıkış yolu bulmuyoruz...Kimseye acımıyoruz, bencilce yaşarken, olan bitene aldırmıyoruz...

Eee... Ne demişler daha Tanzimat döneminde?...-İngiltere kadar paraya...Fransa kadar aydına...Rusya kadar askere sahip olunmayınca güçlü olamayız!...
Bu arada Tanzimat Dönemi'nde, 1845 yılında İSTANBUL BANKASI kurulmuş.Ve bu banka; Tansu Çiller'in Özer UÇURAN'ı, bankayı batırana kadar hizmet verdiğini biliyor... Ve yaşananları da unutmadı bu ülkede pek çok yurtdaş bugün bile...İşte böyle...Ne çok söz getirdik yine dile...Sürç-i lisan ettiysek affola...Almak isteyenlere de anılardan güne düşenler ders ola...Ders olmayacaksa da...Diyecek söz bulamıyoruz, çünkü biz de artık hiç bir şeye aldırmıyoruz...