Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Ahlaki Değerler Vitrin Süsü Değildir.

  • 16 Nisan 2019 Salı


Siyasal ve sosyal sorumluluk bir tarafta…
Koltuk sevdası, rozet düşkünlüğü ve kişisel hırsların esiri olmak öteki tarafta…
Bu iki taraf arasındaki tercihi belirleyecek olan unsur; kişisel, içe dönük, bireysel sorumluluktur.
Sorumluluk duygusunun ürettiği en değerli haslet ise, içtenliktir.
Toplum içinde kendini kabul ettirme, kişiliğine sosyal cila sürme çabaları ise, vitrinin süslenmesi çabalamalarını öne çıkartır.
Reklam en yüce değer haline gelir.
İsminden bolca söz ettirmek, her fotoğraf karesinin içinde yer almak, her ortamda ve her koşulda alkışlanma becerisi peşinde koşturmak bir tutku haline dönüşür ve zamanla insanın kişiliğini esir alır…
Artık gerçekte ne olduğunuz değil, sizin için ne dendiği önemlidir.
Artık kendi öz benliğinizin kaç okka çektiği ile değil, arkanızday(mış) görüntüsü veren insan sayısı ile değerlendirirsiniz kendi-kendinizi…
İşte bu istasyon, hemen hemen son duraktır.
Bu istasyona varmış olan insanların geri dönüşü oldukça zordur.
Çünkü bilindiği gibi trenlerin geri vitesi yoktur; sadece burunlarının doğrultusuna giderler, önlerinde uzanan raylar üzerinde hep aynı yöne doğru ilerlerler.
En öne eklemlenmiş lokomotifin peşi sıra koşturur, önlerinde uzanan (önceden nereye varacağı belli ve belirli) tren hattını biteviye takip eder; kendi oluşturdukları kadere doğru sürüklenirler…
Bu kadere (bazıları) her nasıl oluyorsa, dik duruş adını takarlar…
Dik duruş sayılmasa da, dik gidiştir belki, evet… Dikine dikine önünde giden vagonun peşinden seğirtmek, dosdoğru/bodoslama lokomotifin peşinden sürüklenmek…
Bir küçük makam uğruna, iki sanal alkışa kanarak “dik” üçgenin köşelerine yapışmak…
Sonra o dik üçgen [o ya da bu nedenle] elips halini alıp, yuvarlana yuvarlana toz-toparlak olunca da, içine düşülen çaresizliklere bahaneler aramak…
Verimli, ileriye ve aydınlığa dönük diyalog imkânlarını tıkamak, üretmeyen kısır monologlara (böylece) mahkûm olmak…
Ve işin en şaşırtıcı ya da acıklı olan yanı, içine düşülen kuyunun duvarlarına tırmanıp yeniden yukarılara çıkmaya çalışırken, bir takım “değer”leri kullanmaya kalkışmaktır: Dürüstlük, dik duruş, falan filan gibi…
Oysa o değerler vitrin süsü değildir.
Emekle, gerçekten dik duruşlar sergileyerek sabırla yaratılan zenginliklerdir.
En yüce değer erdemdir.
Katışıksız, sessiz ama güçlü bir erdem ve onun çizgisi…
İşte bütün mesele o çizgi boyunca, sapmadan dümdüz yürüyebilmektir.

@farukhaksal42
farukhaksal@gmail.com
www.akceder.com
www.haksal.av.tr