Selma Erdal

Tüm Yazıları


Ah Şu Tüketim İsteği!...

  • 23 Ekim 2019 Çarşamba



Kadın; giysi dolabını açıyor ve uzun bir süre bakıyor, bir daha bakıyor ve iç geçiriyor "giyecek bir şeyim yok" diyor. Oysa dolap tıklım, tıklım giysilerle dolu; allı, morlu, sarılı... Ama kadının içi de sıkıntıyla sarılı; çünkü giyecek bir şeyi yok. Çünkü yılda en az üç kez defile düzenleyip, kadının gözüne yeni cicileri dayatan moda tüccarları, onun aklını başından alıyor. Yılda üç kez, çünkü küresel iklim değişikliğinin sonucu olarak; artık kara kışlar yaşanmıyor, gerçekte de mevsimler birbirine karışmış, yaz günü gök gürültüsü, fırtınalar, yağmurlar ve seller... Ardından ansızın ortalığı kavuran kızgın Güneş... Doğanın dengesi alt üst, 4 mevsimin yaşandığı ülkemiz bile bu gidişle tropikal iklim kuşağı özellikleri gözleniyor. Doğaldır ki bu değişken mevsimlere göre, her yıl değişen moda algısı, değişen çizgiler ve "al beni, al beni" diyerek kadına göz kırpan vitrinlerdeki giysiler... Gerekli ya da gereksiz; moda olduğu için, herkeste var da kadında neden yok diye bir yarış başlatıldığı için... Kadının giyecek bir şeyi yok; çünkü TÜKETİM TOPLUMU onun alma arzusunu sürekli tetikliyor.
Kuşkusuz yalnızca kadınların değil, erkeklerin de giyecek bir şeyleri yok... Erkeklerin de telefon modelleri sürekli değişmeli, kadınlarınki gibi... Arabaların modelleri, evdeki beyaz eşyalar, her şey ama her şey sürekli değişmeli... Üstelik sürekli değiştirilsinler diye kullanım süreleri de en çok 5 yılla sınırlı değil mi?... Nerede o evladiyelik eşyalar?... Nerede bozulanları onaran ustalar?... Nerede çorapların topuklarını yamayan anneler?... Her biri "mişli geçmiş zamanlar"da kaldı ne yazık ki...Her birimiz Tüketim Toplumunun Kurbanlarıyız, değil mi?..

Oysa...Aşırı üretim ve tüketim günümüz eko-sisteminin en temel sorunlarından birini oluşturmaktadır. Aşırı tüketimin bireyin yaşamında oluşturduğu yabancılaşma, manevi değerlerden uzaklaşma, kendi kapasitesini kullanma ve geliştirme gücünü yitirme, akılcı ve bilinçli karar verme yeteneğini alıp götürme gibi olumsuzluklara neden olduğu ileri sürülmektedir. Bu olumsuzlukların da çevresel açıdan daha büyük felaketlere yol açtığı da bilinmektedir.Çünkü aşırı tüketim bir yanda kaynak israfı, doğanın sorumsuzca sömürülmesi ve katledilmesine neden olurken, diğer yandan da "kullan-at" mantığı gereği önemli miktarda "atık" doğaya bırakılmaktadır. Bu atıklar da doğanın dengesinin bozulmasına yol açmaktadır.
Küresel ısınmadan, biyolojik çeşitliliğin yok oluşuna kadar aklımıza gelebilecek her türlü çevre sorununun temelinde; aşırı üretimi ve aşırı tüketimi özendiren bir yaşam biçiminin varlığı yatıyor ne yazık ki...Sürmekte olduğumuz tüketime dayalı yaşamın sonsuza değin gitmeyeceği, tüketimimizin sonsuza dek artmayacağı bir gerçek. Sonuçta doğal sınırlarla, yoklukla karşılaşacağımız ve sınırlandırılacağımız çok açıktır. Bu durumda önemli olan böyle bir zora düşmeden kendi istencimizle aşırı tüketimden vazgeçebilmemizdir.Kuşkusuz aşırı tüketimle başedebilmek sanıldığından da zor bir iştir. Çünkü sorun sıradan, küçük kısıtlamalarla engellenebilecek gibi değildir.
Tüketici yaşam tarzının, yaşamımızın her alanına girdiği böyle bir toplumda, tüketerek mutluluğunu gerçekleştirdiği sanısına kapılmış bireylerin, böylesi bir dönüşüme ne derece istekli olacakları çok önemlidir. Ayrıca sürekli daha çok kar elde etme düşüncesi üzerine kurulu bir ekonominin dönüşüme ne kadar sıcak bakacağı da tartışmalıdır. Oysa bir yandan insana özgü değerlerin yitirilmesi, diğer yandan çevrenin geri dönüşü olmayan biçimde yok edilmesi, insanlığın gelecekte de aşırı tüketime dayalı bir yaşamı sürdürmeye gücünün yetmeyeceğini göstermektedir.Bu nedenle geleceğimizi kurtarmak ve daha sağlam temeller üzerinde yapılandırmak için, öncelikle tüketime dayalı yaşam tarzımızı değiştirmek, buna karşın daha insancıl değerlerin öne çıktığı, çevresel koşullarla uyumlu bir yaşam biçimini ortaya koymamız gerekir.Ama...Yalnızca dünya genelinde değil, ülkemiz özelinde de egemenler; kendi hırs ve istekleri doğrultusunda doğal ve kültürel çevremize saldırdıkça, bu değerleri korumak yerine özel çıkarlarına yönelik girişimlerle bozulmalara, kirlenmelere neden oldukça... Biliyoruz; her geçen gün daha da kötüye gideceğiz.