Selma Erdal

Tüm Yazıları


Ah Çocuklar, Ah!...

  • 25 Nisan 2019 Perşembe


"Ya ümitsiniz...Ya da ümit sizsiniz...Ya çaresizsiniz...Ya da çare sizsiniz..." demiş ozan Behçet Necatigil...Üstelik de ne güzel demiş...Çünkü kimseden fayda yok, yardım yok, destek yok günümüzde...Belki dünlerde de öyleydi, ama ya çocuk olduğumuz için ayırdına varamadık ya da insanlık bu denli ölmemişdi,dolayısıyla böylesine çirkinlikler yaşamadık...
Gerçi bizim ana-babalarımız; kapı önüne bırakmazlardı ki bizleri, üstelik de "beş" yaşındayken...Bunca yaşanan korkunç olaylara karşın, nasıl olur da beş yaşında bir çocuk kendi evinin kapısı önünde de olsa oynasın diye sokağa bırakılır?...Bu durumda hiç anlaşılır gibi değil...
Çocukken ne kadar çok kızardım anneme; hiç sokaklarda oynatmadığı için bizleri...Meğer ne doğruymuş yaptıkları?...Ağzında sakızı, ayağında naylon terliği, ip atlayan ya da kapı önlerinde dümbelek çalıp,göbek atan kızlar gibi olmama izin vermediği için...Elimize salçalı ekmek verip, sokağa salmadığı için...Hiç bir arkadaşımın evine göndermediği için (ki dolaptan amcası, dayısı çıkabilir endişesiyle)...Ne çok, ama ne çok kızardım anneme...Ama böylesine sorumsuz, böylesine kaygısız ana-babaların varlığını da gördükçe, yaşanan bu korkunç olaylar karşısında, nasıl da hak veriyorum şimdi ona...İşin gerçeği, özellikle de alt kültürden, eğitimsiz, sokak çocukluğunu yaşamış ana-babaların çocukları; ne yazık ki neredeyse değil beş, üç yaşından beri sokaklarda, tozun toprağın içinde...Anaları da komşu kadınlarla çalçene...Çocuk arabanın altında mı kalır ya da birisi tutar elinden bir kuytu köşeye mi alır, umurlarında bile değil ne yazık ki...Bununla birlikte...Yalnızca ana-babaları suçlamak, eleştirmek; sorunlara çözüm değil elbette...Bu kadar sapkın,cani, katil de nasıl türedi "dindar bir cumhurbaşkanı" tarafından yönetilen bir ülkede?...Bunu da sorgulamak gerekir.
Daha öncesinde, genellikle kırsal alanlarda, köylerde, az nüfuslu yörelerde, mahalle kültürü, toplumsal baskı altında kendini gizleyen, suç işlemekten sakınan kişi ya da kişiler kentsel alanlara göç edince...Sanki içlerinden başka bir kişilik çıkıyor; değerleri, tutum ve davranışları ansızın değişiyor. Kentin kalabalığına karışınca; yasak olarak öğrendiği ne varsa, onları kentsel yaşam koşulları içinde gerçekleştirebileceğini sanıyor, özellikle de içgüdülerinin, dürtülerinin tetiklediği ne varsa...Bu bağlamda geçmiş yıllarda kente çalışmaya gelen kırsal kökenlilerin özellikle cinsel suçları işledikleri, sonucunda da pek çok toplumsal infiale neden oldukları bilinir. Örneklersek;evsahibinin küçük kızını taciz etmesi sonucu Susurluk'da yaşanan ayaklanma nedeniyle, dışarıdan kente çalışmak için gelen herkesin halk tarafından Susurluk'dan sürülmesi anımsanacakdır.
Ülkemizin Doğu-Batı arasındaki değer yargıları, dünya görüşleri arasındaki başkalıklar bir yana...Son yıllarda daha korkunç olaylar da yaşanmakta ki genellikle olayların altından, sığınmacı olarak ülkemize getirilenler çıktıkça...İnsanın "besle kargayı, oysun gözünü" ya da "koynumuzda yılan beslemişiz" atasözleri geliyor aklına...
Ülkede demokrasi,hukuk, insan hakları, laiklik, çağdaşlık istemleri peşine düşerken biz; ülkenin değişik yörelerinde daha şuncacık bebelere uzanan kirli eller nedeniyle yaşanan olaylar yaşanıyor ve ne yazık ki bu olaylar hiç de içe sindirilecek gibi değil.Düşüneni, konuşanı, yazanı, çizeni; pençelerine takan TCK, neden bu suçları işleyenler karşısında caydırıcı olamıyor?...İşte bu durum da hiç ama hiç anlaşılabilecek gibi değil.İlkel benlikleriyle, içgüdüleriyle, insanlığını yitirmiş, hayvanlar gibi yalnızca yemek ve cinsellik için yaşayan,beyni işlevselliğini yitirmiş yaratıkların, giderek çoğalması karşısında;bu kadar çaresiz, bu kadar çözümsüz, bu kadar yasasız ve bu kadar cezasız bir düzen olacak gibi değil. Üstelik de "sözüm ona" YÜZDE DOKSAN DOKUZU MÜSLÜMAN OLAN bir ülkede...Yaşanabilir bir Doğa, yaşanabilir bir Dünya için çırpınıp duruyoruz çevre sorunları bağlamında...Oysa daha çok çırpınmalıyız, çabalamalıyız, çalışmalıyız YAŞANABİLİR BİR TOPLUMSAL ÇEVRE için...Böylesine soysuzların her geçen gün daha da çoğaldığı bu ülkede gelecek hiç güzel değil ve bu ülkede çocuk olmak da artık hiç kolay değil.