Didem Bekar

Tüm Yazıları


Ağır bedel

  • 05 Temmuz 2018 Perşembe


İran'da şahın devrilmesi ve şeriata geçiş aslında bir sürecin sonucudur. İran halkı Ayetullah Humeyni'yi şeriatın gelmesinden ziyade İngiltere ve Amerika'nın bir nevi kuklaya çevirdiği Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin en dişli rakibi olduğu için %98 gibi yüksek bir oy yüzdesiyle seçmiştir.


Şah ülkeyi modernleştirmeyi ve laikleştirmeyi denemiştir. Beyaz Devrim adlı program altında basında sansürü kaldırmak, kadınlara oy hakkı, toprak reformu, siyasal ve toplumsal örgütlenmelere izin vermek gibi faaliyetlerde bulunmuş lakin yapılan reformlar muhaliflerden tepkiler almıştır. Özellikle din adamları ve arazi sahipleri bu durum güçlerini azalttığı için rahatsızlardı. Öte yandan artan işsizlik ve yükselen enflasyon halkı patlama noktasına getirmişti, sürgündeki Humeyni bu durumu fırsat bilip şaha karşı propagandasına devam etmiştir. Şah ise iktidarını korumak için İngiltere ve Amerika'yla ilişkilerini iyi tutmak durumunda kalmış, bir nevi sırtını onlara yaslamıştır.

Şah aleyhine düzenlenen protestolar ve grevler ekonomiyi mahvetmiş, petrol üretimi ise neredeyse durmuştur. Şah, Ocak 1979’da İran’ı ve tahtını terkeder, bunun üzerine sürgünde olan Humeyni İran'a geri döner. Pehlevi Hanedanı tamamen çökmüş, muhalif liderler ve gruplar ortadan kaldırılmış veya sindirilmiştir.

1 Nisan 1979’da yapılan referandum sonucu İran, resmen İslami Cumhuriyet daha doğrusu Seküler Teokrasi rejimine geçmiş, Aralık ayına gelindiğinde ise ülke teokratik bir anayasayı ve Humeyni’nin ülkenin dini lideri olmasını onaylamıştır. Demokrasi ve özgürlük vaadiyle kandırılan halkı ise karanlık günler beklemekteydi. Mollalar kız ve erkekler okullarda aynı sınıfta olamaz gibi kararlar alıp, kadınlara örtünme zorunluluğu getirdiler. Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar dövülüyor, yüzlerine kezzap atılıyor, alkol alanlar kırbaç cezasına çarptırılıyor, hayat kadınları ve eşcinseller idam ediliyor veyahut kurşuna diziliyor, gazeteler ve kitabevleri yakılıyordu. Şah zamanından daha çok insan ipe gönderilmiş, milyonlarca insan yurtdışına kaçmıştı. İran halkı artık şeriat gerçeğiyle karşı karşıyaydı.

Eğitimli ve mantığıyla hareket eden bir halktan ziyade dinle sömürülen, diktatörüne koşulsuz şartsız bağlı bir halkı zapdetmek her zaman daha kolay olmuştur. Günümüze baktığımızda ise din elden gidiyor başlığı altında ülkemizde olaylar yaşandığını ve maalesef laik Türkiye'nin benzer bir pozisyona getirilmesine alkış tutanlar olduğunu görüyoruz. Son derece üzücü vakalar yaşadığımız bu zorlu dönemde kaderimizi kız çocuklarını meta gibi gören bir sisteme bırakmamalı, İran ile aynı sonu paylaşmamak için demokrasimize ve cumhuriyetimize sonuna kadar sahip çıkmalıyız.