Gündüz Murgul

Tüm Yazıları


AĞAÇLAR VE İNSANLAR

  • 19 Kasım 2018 Pazartesi


Ağaçlar var, boy boy, çeşit çeşit, biçim biçim. Boyları başka başka, kokuları birbirinden ayrı. Ozanın; “İnsan başka başka, yer damar damar” dizesindeki gibi. Kiminin gölgesi serin olur, kiminin meyvesinin tadına doyum olmaz.

Her ağaç bir insan gibidir. Kimi al yanaklı meyvesiyle elma ağacı, tosun gibi yavrularını kucağına almış akça anadır. Kimi boyu posuyla çınar ağcı gibi, ağır başlılığı, kendine güveniyle eski çağlar savaşçısıdır. Kimi ölümün kapısı eşiğinde çeliği kararmış yalın kılıç gibi duran, kara düşüncelere dalmış bir filozoftur, selvi ağacı.
Çam ağaçları çeşit çeşit insan karakterini özünde barındırır. Göz için olanları vardır; karşılarına geçip bakarsın, ne bıktırır, ne usandırır… Duygulara hitap edenleri vardır; dalları arasından yel estikçe yaprakları öyle bir içli içli titreşir, öyle haykırır, öyle bir ağlar, bir ses verir ki, dinledikçe dinler, duydukça duyar, yanlarından ayrılmak istemezsin…
Bir de salkımsöğütler vardır, saçları topuklarına inen genç kızlar gibi… Dere kıyılarında, ark başlarında salınır gördükçe, divan şairinin; “…. Ucu gönlüm gibi sürünsün sürünsün” dizelerini hatırlarım. Tabi bir de Nazım Hikmet’in ünlü Salkım Söğüt şiirini… Şiirin sonu, ezilenlerin haykırışıdır, gerçekte: “Ağlama salkım söğüt ağlama/ kara suyun aynasında bel bağlama/ bel bağ-la-ma…” Yakup Kadri, hatıralarında; Atatürk’ün, bu şiiri taş plaktan ağlayarak dinlediğini yazar.
Dedim ya, her ağaç bir adama benzer… Onlardan bir dal koparmak bir kol kırmak gibi, bir yaprak yolmak bir göz çıkarmaktır. Çoğu insan, insanoğluna diyemediklerini bir ağaca konuşur, riyasız, gıllıgışsız…
Ağaçlar topraklarla en çok ve en uzun haşir neşir olandır. Ağacı hissetmeyen toprağın dilinden anlamaz. Toprakla konuşmayanlar en bilge sesi duymamışlar demektir.
Ağaçtan, topraktan uzak olanlar, ne yazık onlara!...