Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Açlık uyanınca

  • 20 Ekim 2018 Cumartesi


Yoksullaşma yaşamın her alanında, her yönüyle ve hızla yayılıyor. Gelir azalması ve varlıkların el değiştirmesi; toplumsal yıkımlar, ahlaki çöküntü, kültürel erozyon, sanatta sönme, bilgi törpülenmesi ile sürer(!) Yaşamın çölleşmesiyle birlikte koşar adım insansızlaşmaya gidiş başlar. Örgütlü cehalet yaşım her biçiminde ayak bağı olmaya başlar.
Henüz yetersizliklerin, yetmezliklerin ve seçeneksizliklerin başlangıcındayız. Bu yokluk ve yoksunluk kitlelerdeki açlığı kaçınılmaz olarak uyandıracaktır. Açlığın dizginlenemez bir dev olduğu unutulmamalıdır ki; körü körüne inancı silkeler ve biati öteler. Bireyler açısından işin ucunda kendisinin ve en yakınlarının yaşam sürdürme çabası vardır. Varlık sürdürme tüm varlıkların tartışılmaz olan temel amaçlarındandır.
Doğadaki yaşam döngüsünde yer alan her halka etkileyen ve etkilenen konumundadır. Bu gereklilik var olmanın kaçınılmazıdır. Bu nedenle bu varlık halkalarından biri olan doğanın tahrip edilmemesi ve özenle korunması gerektiğini savunmaktayız. Kişisel çıkarlar için doğaya kıyıldığında, geleceğimiz yok edilmiş olur. Konuya ilişkin ünlü söylem: “Dünyayı atalarımızdan miras almadık, çocuklarımızdan ödünç aldık.”(Kızılderili Şefi, Seattle)
Borç ödünç alınmış olan ve belirlenen süre içinde, belirlenen koşullarda geri ödenmesi gerekendir. Sermayedarların aldığı borçları kendileri geri ödemelidir. Aldığı borçları akılcı olarak kullanmayıp ödeme güçlüğüne düşenler, devleti kendi yarattıkları bataklığa çekmemeliler. Aynı zamanda bu borçlar devlet eliyle halkın ve küçük işletmelerin sırtına yıkılmamalıdır. Çünkü bu türden sorumsuzluklar çok büyük sorunları tetikleyebilir.
Yapılan kamuoyu araştırmalarında sorun algısı ve sıralaması şöyle:
1-Ekonomik sorunlar,
2-Terör,
3-İşsizlik.
Ekonomik sorunlar(enflasyon ve durgunlukta fiyat artışları), terörü ve işsizliği artırma potansiyeli taşımaktadır. Gerçi henüz işin başındayız ve “Görülen köy kılavuz istemez!” İnsanlar ayaklarını yorganlarına göre uzatırlar. Eğer yorgan küçülmeğe başlarsa ya da birilerinin üstünden yorganları çekilip alınırsa ne olur?
İnsanlar yaşantılarını gelirlerine göre düzenlerler. İstenir olan bu gelirin artırılmasıdır. En azından sabit bir gelir karşısında fiyatlarında istikrarlı olması gerekir.
Kamuoyu yoklamasında işsizliğin üçüncü sırada yer alması nedensiz değildir. Ekonomik nedenlerle işyerleri maliyeti düşürmek için çalışanlarının bir kısmını işten çıkarmaktadırlar. İşsizlik her koşulda bireyleri gelirden yoksun bırakmaktır. Bunun sonuçları yıkımlara neden olabilmektedir. İzmit’te çocuğuna okul giysisi alamayan baba yaşamına son verdi!
Gelirler sabit kalınca veya gerileyince yaşama ilişkin sorunlardan kurtulmak mümkün olmaz. Israrla adı konmamış olsa bile, mevcut krizden çıkış için faturayı toplumun güçsüz kesimlerine(emekçiler, çiftçiler, esnaf) ödetmek, halk açısından yangına benzin dökmek olur. Sorunun çözümü açısından akılcı olanı; hesapsız-kitapsız borç alıp, çar-çur edenlerin borçlarını kendi varlıklarından(haksız birikimler) karşılamalarıdır. İkinci önemli önlem ise, yaşamın her alanında olanakların elverdiği üretimler yapılmalıdır. Bir ata söylemi der ki; “Hazıra dağ dayanmaz!” bir takım varlıklara sahip olan orta kesim sahip olduklarına elveda demek zorunda kalabilirler.
Atatürk’ün mirasına hukuka aykırı bir yasal düzenleme ile el konursa, öteki varlıklarında güvencesi ortadan kalkar. Hatta böyle bir hukuksuzluğa kapı aralanır ise, gelecekteki mirasların güvenilirliğini de tehlikeye atmış olurlar. Oysa kapitalizmin omurgası haklı veya haksız birikimlerdir. Miras olgusu bu birikimler üzerinden yürütülür.
Önemli olan, kitlesel açlıkların uyandırılmamasıdır. Bu olumsuzluğu göze alabilecek tuzu kurular sonuçlarına da katlanmak zorunda kalırlar.
Varlığını, ülkeyi harcayarak sürdürenlerden kurtulamazsak, yarınlarımız olmaz!