Selma Erdal

Tüm Yazıları


5 Aralık Konuşmaları

  • 05 Aralık 2018 Çarşamba


Bilindiği gibi yalnızca ülkemiz özelinde değil, Dünya genelinde gündem öylesine yoğun ki…Artan nüfus, azalan kaynaklar…Bu olumsuz denklem sonucunda Dünya genelinde çıkacak bir savaş var; çoğunlukla erkeklerin yönettiği şu Dünyamız’da…Durum böyle olunca; gelecek için kaygılanırken, ekonomik sorunlarla bunalırken ve küresel iklim değişikliği ve çevre gibi “insan kaynaklı, insanın neden olduğu” sorunlarla boğuşurken…Neredeyse anmayı unutacağız ATATÜRK İLKE ve DEVRİMLERİ’nin günlerini, törenlerini, kutlamalarını…Oysa 5 Aralık Türk kadını için çok önemli bir gündür; Türk kadının siyasete, ülke yönetimine katılma hakkını kazanışının yıldönümüdür.Bu günü anmak, kadınlara bu güne ilişkin haklarını anımsatmak şöyle dursun; bu ülkede sanki kadınlar yokmuş gibi sürdürülmek isteniyor düzen…Ve bu bağlamda beni en çok üzen…Kadınların suskunluğu, aldırmazlığı,umursamazlığıAma yine de…Cumhuriyet Türkiyesi’nin kadını; Dünya’daki pek çok gelişmiş ülke kadınından önce ATATÜRK İLKE ve DEVRİMLERİ sonucunda siyasal haklarına kavuşmuş, toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi, siyasal yaşamda da özgürce yerini almışdır. Gerçi değişen toplum değer yargılarının etkisiyle bu yer alış dönem, dönem artmış ya da azalmış ama, Türk kadını hiçbir zaman siyasal yaşamdan silinmemiş, hep varolmuşdur.

Bununla birlikte bazı kadınlar, ATATÜRK İLKE ve DEVRİMLERİ’nin onlara tandığı haklar sayesinde toplumsal, siyasal yaşamda varolduklarını unuturcasına…ATATÜRK’ne, İLKELERİ’ne ve DEVRİMLERİ’ne saldırarak APTALCA bindikleri dallı kesmeğe kalkışmakdalar ne yazık ki… Onlara da buradan bir “mecazi”selam söylemeden geçemeyeceğim…
Bilindiği gibi bir dönem; kadının siyasal toplumsallaşmasının okulu sayılan siyasal partilerin kadın kolları, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrasında kapatılmışdır. Dolayısıyla ülkedeki herkes gibi, kadınlar da siyasetden uzaklaştırılmışdır BEŞİ BİR YERDELER marifetiyle…
Bu olağanüstü dönemin ardından kadınlarımız; kadın komisyonlarının örgütlenmesiyle yeniden etkin olarak siyasetde varolmaya başlamışdır.Ardından kadının gücünü iyi bilen “erkek” siyasetçiler; kadını siyasetin içine çekebilmek için özendirici uygulamaları Batılı ülkelerden esinlenerek parti tüzüklerine yazdırmışlardır.12 Eylül ürünü ANAVATAN Partisi’nin PAPATYALAR’ı kadını siyasete çekmek için oluşturulan özendirici, çekici ama ayrıcalıklı bir kadın topluluğu olmuşdur.Çünkü PAPATYALAR; ekonomik güçleri olan erkeklerin eşlerinden oluşan bir toplulukdu ANAVATAN Partisi çatısında altında buluşan…Ve 12 Eylül sonrasında CHP’nın yokluğunda, sosyal demokrat oyları hedefleyen bir parti olan SOSYAL DEMOKRAT HALKÇI PARTİ de, İskandinav sosyal demokratlarına özenmelerinin, öykünmelerinin etkisiyle…YÜZDE 25 KOTA uygulamasını parti tüzüklerine almışlardır.Siyasal yasakların kaldırılmasının ve CUMHURİYET HALK PARTİSİ’nin yeniden seçmeniyle buluşmasıyla birlikte; KOTA uygulaması biraz artış göstererek yüzde 33’lük oranıyla parti tüzüğünde yerini almışdır.Halk arasında genellikle “kadın kotası” diye algılansa da…Kuşkusuz tüzükde cinsiyet ayrımı yapılmaksızın, erkek çokluğunda kadın sayısına ve de “olacak iş değil de” kadın çokluğundaysa erkek sayısına kota uygulanabileceği koşulu parti tüzüğünde yer almışdır.
Sosyal demokratların kotasına karşılık; FIRSAT EŞİTLİĞİ söylemiyle diğer partiler de kadınları siyasetin içine çekmek istemişlerdir ve istemektedirler.Sonuç olarak ve de kurumsal olarak; kadınlarımız adına güvenli, eşitlikçi siyaset ortamının oluşturulduğu bir yapı bugün için ülkemiz siyasal yaşamında vardır. Ama sözde var olan bu yapı acaba özde de var mıdır?...Kadınlar gerçekden de engellenmeden, çelmelenmeden, düşürülmeden, tökezletilmeden; siyaset yarışında, rahatça koşabilmekteler midir?...İşte bu sorunun yanıtı da çok bilinmeyenleri bir denklem sorusununki gibidir kanımca…Pek çok kez aynı soruları yinelediğim gibi, bir kez daha yineleyeceğim…Gerçekten de Türk kadını; erkeğin yanında, siyaset alanında emeğini ortaya koymakda, demokrasinin sürekliliği için savaşım vermektedir. Ama bu emeğinin karşılığını almakta mıdır?...Kuşkusuz bu sorunun yanıtının OLUMSUZ olduğunu demokrasi kavramını içselleştirmiş her Türk yurtdaşı bilmektedir. Bugün Türk kadını; ekonomik yaşamda olduğu gibi, siyasal yaşamda da ÜCRETSİZ AİLE İŞÇİSİ konumunu sürdürmektedir. Yine emeğinin karşılığını alamamakda, daha açık bir deyişle verdiği emeğin, gösterdiği özverinin karşılığı TBMM’ye yeterince yansımamaktadır.Kadın siyasal yaşamda da ekonomik yaşamda olduğu gibi sömürülmektedir; her ne kadar yasalarda, tüzüklerde hakları yazılı, kayıtlı, saklı olsa da…Ne yazık ki uygulamalarda kadın haklı olamamakda, haklarını kullanamamaktadır.Eğer kadının siyasal hakları engellenmemiş olsaydı; CHP’nin yüzde 33’lük kotası ve de diğer partilerin FIRSAT EŞİTLİĞİ kampanyası tutardı, TBMM’deki koltukların neredeyse yarısını kadınlar kapardı.Yine aynı mantıkla; yerel yönetim seçimlerinde, belediye başkanlıklarına aday gösterilecek olanların ki CHP bağlamında yüzde 33 oranında kadınlar aday gösterilirdi…Eğer kadınların hakları engellenmiş olmasaydı “bıyıklılar korosu” tarafından…
Sevgili kadınlar!...Bıkmadan, usanmadan sizlere diyorum ki…Siyasal yaşamda emeğinizle gereğince yer aldığınızı biliyorum. Ama bu yer alış; parti binasının duvarlarının içinde kaldıkça, TBMM’ye ya da Belediye Meclisleri’ne ulaşmadıkça; bunun anlamı sizler ne yazık ki ÜCRETSİZ SİYASET İŞÇİSİ kimliğinizden kurtulamamışsınız demekdir.
Bu nedenle sizlere diyorum ki…Emeğinizin karşılığını almakdan ve de istemekden çekinmeyin!... Cesur olun; bıyıklılar korosunun Bizans ayak oyunlarına ya da Şark kurnazlıklarına yenilmeyin!... Yürekli olun; ATATÜRK İLKE ve DEVRİMLERİ’ni savunun, sizin siyasal haklarınızı sömürenleri, HUKUK yardımıyla devirin!...Ülkemizi demokrasi cennetine çevirin!...Yalnızca kadınlara yönelik şiddet, taciz,tecavüz olaylarında; sokaklara çıkmakla kalmayın…Sizin siyasal haklarınızın engellenmesi de kişilik haklarınıza yönelik bir saldırıdır, tacizdir, tecavüzdür.Siyasal haklarınız için de gerekirse sokağa çıkın; adaylığınızı engelleyen, siyasal yaşamınıza barikatlar kuran kim varsa…Onları kamusal alanda teşhir edin!...Bu ülkede sizin en önemli ve öncelikli amacınız; siyasete katılmak olsun!..Ülkemizi çağdışı bir karanlığa götürmek isteyenleri engellemek için SİYASAL GÜCÜNÜZLE KARŞI ÇIKARAK ONLARIN ÖNÜNE ATILMAK OLSUN!...Yoksa…Nasıl ki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarımız, ulusal bayramlarımız; coşkulu, şenlikli törenler yerine, “sözde” anımsamalarla, baştan savma yaklaşımlarla geçiştirilmek isteniyorsa…İşte ATATÜRK İLKE ve DEVRİMLERİ arasında senin varlığın, yurtdaşlık kimliğin, saygınlığın için en önemlisi olan TÜRK KADININA SİYASETE KATILMA HAKKININ VERİLİŞ GÜNÜ 5 Aralık; ne anılır, ne de kutlanır.Gün gelir işlevselliği olmayan önemsiz bir etkinlik olarak, pek çok ATATÜRK DEVRİMİ gibi yok sayılır, gündem dışı kalır, geçersiz bırakılır.Kimler tarafından mı?...Elbette ki ATATÜRK düşmanları, devrim düşmanları, uygarlık düşmanları ve de KADIN DÜŞMANLARI tarafından…Ey Türk Kadını!... Sakın ola ki bu olasılıkları göz ardı etme!...Haklarının bilincinde ol!...Haklarını kullan!...Bugün senin günün, senin varoluş günün, yurdaşlık kimliğini sağlam temellere oturtan; siyasal haklarını kullanma bayramın…Bugün ne 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar Günü ya da 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddeti Kınama Günü gibi dışarıdan aktarma, öykünme, özenme günü değildir…Bugün senin SİYASAL HAKLARINI KULLANMA GÜNÜN…Sen bu haklarını kullandığın sürece, ülke yönetiminde söz sahibi olup, etkili ve yetkili olduğun sürece; ekonomik yaşamda senin ne emeğin sömürülebilir, ne de kadın olarak şiddete uğrarsın…Eğer çok büyük oranda siyasete katılırsan, ülkenin “maddi ve manevi” gönenç pastasından da büyük payı alırsın…SİYASAL HAKLARININ DOĞUM GÜNÜ KUTLU OLSUN TÜRK KADINI!...