Filiz Korkmaz

Tüm Yazıları


26 Şubat 2001, 17 yıl olmuş Levent Ağralı abimizi ugurlayalı

  • 24 Şubat 2018 Cumartesi


26 Şubat 2001-17 yıl olmuş Levent AĞRALI abimizi uğurlayalı. Koskoca 17 yıl, İnanamadım...
Bir yandan göz açıp kapanıncaya kadar geçmiş yıllar. Hayatın acımasız bir gerçeği olsa da, hangi yaşta olursa olsun bütün ölümler erken gelir bana size hepimize. Köşe yazıma başlarken de kısa bir açıklama yapmıştım Levent AĞRALI abimizle ilgili. Kısaca onu size tanıtayım.



1933 İstanbul doğumlu olup lise mezunu. 1950 yıllarında Ankara Zafer ve Zonguldak haber gazetelerinde gazetecilikle tanışmış. Daha sonra Zonguldak ve Türkiye dergisine yazılar yazmış. Yazarlığın dışında gitarist ve piyanist olarak 25 yıl müzisyenlik yapmış. Ayrıca fobi olarak yağlıboya resim çalışmaları ve sedef işleri ile de uğraşırdı. 1976 yılında Milliyet roman yarışmasında GÖÇÜK adlı romanı ile ödül almış. Didim’de Didim Ekspres ve Paragraf gazetelerine yazı yazmış. Çevre öykülerini topladığı SİNCİ adlı kitabıda Didim de çıkartmıştı. Sonrasında Mavi Didim Gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yaparak köşe yazılarına uzun bir süre devam etmişti. Levent AĞRALI’nın sanat ve kaleminin ne kadar güçlü olduğunu eski dostları da hatırlayacaklardır. Levent abi hepimizin abisi, gerçek bir gazeteciydi. Çünkü o kalemini hiç bir zaman egemen güçler için kullanmadı. Daima doğrudan yana kendi iradesiyle ortaya koyardı yazılarını. Bugünkü gazeteciler (genel) gibi kapital düzene boyun eğmedi. Didim ve Didim de yaşamaktan her zaman keyif aldığını dile getirirdi.

Çok sevdiği Mavi Didim Gazetesinde kaleme aldığı ilk yazıyla sizleri baş başa bırakıyorum.

ÜZGÜNÜZ

Şeriatçı bir gösteriye dönüşen izinsiz İmam Hatip mitingi sonunda kabak yine polisin başına patladı. Düzen ve asayişi korumakla yükümlü bu çok değerli örgütümüz, yine hırpalanmakta, kötülenmekte, vatandaşın gözünde küçük düşürülmektedir.
Öyle bir topluluğuz ki daha küçük çocukları “uslu durmazsan seni polise veririm” diye korkutarak ileride boyutları giderek büyüyecek bir tedirginlik, sevgisizlik, ve ürküntü dehlizine sokmayı bir marifet sayıyoruz.
Ülkeye ve ulusa karşı her harekette, dış tehlikelere karşı silahlı kuvvetlerin, iç tehlikelere karşı polisin yanımızda olduğu, bizleri koruyacağı fikrine bir türlü alışamıyoruz.
Bakınız! Göktepe olayı ile ilgili olarak kurulan Meclis Komisyonu, polisin genel yapısını araştırıyor ve bir rapor hazırlıyor. Bu raporda, polisin gazeteci dövmeyi sevdiği yazıyor. Polis, en çok gazeteci, hukukçu, ve öğrenci dövüyormuş! Bu üç kesime acımasız davranıyormuş!
Dahası var! Poliste politik kadrolaşma varmış! Mesleğe alınış şekilleri yanlışmış, eğitimleri yetersizmiş! Bunlar bir yana, örneğin İstanbul'da halkta, özellikle trafik ve asayiş görevlisi polislerin rüşvet aldığı kanaati hakimmiş!
Dam üstünde saksağan! Bir gazetecinin düvülmesi ile polisin trafik ve asayişte rüşvet aldığı iddasının ilgisi ne ? Bu açık açık halkı polisten soğutmak değil mi?
Şeriatçı göstericilerin “Asker, polisi yargılayamaz.” şeklindeki ordu-polis kışkırtmasından farkı ne ?
Göstericiler bir yandan “Polis, millet elele, haydi meclise!”,” Polis düşmanı satılmış medya “diye diye beyin yıkamaya çalışırken, görev yapmak için çırpınan güvenlik güçlerinin, bu gibi başka sözlerle ve başka yönlerden tahriklerle şaşırtıldığı belli değil mi?
Bu ülkenin vatandaşı olarak böyle kritik zamanlarda polisin hedef tahtası olarak gösterildiği pek çok olay yaşadık ! Önce tu kaka dediler, sonra yine onlara dönüp gücünden yaralanmak için çırpındılar.
Ülkemizin bu fedakar ve vefakar evlatlarına, böyle acımasızca ve ön yargı ile kara çalmayalım, yıpratmayalım.
Bakalım günler neler gösterecek, ortaya neler dökülecek!

Saygı ve rahmetle anıyoruz.