Selma Erdal

Tüm Yazıları


24 Temmuz'un Ardından

  • 24 Temmuz 2019 Çarşamba


Balık baştan kokar derler ya... İşte bu ülkede en tepede oturanla, en temelde duranlar; ne meraklılar şu ahbap çavuş ilişkilerine...
Henüz değişmediler "İstanbul çok guzel, şiş kebap çok guzel, dansöz kızlar Turkish delight, Türk erkekleri de çok vahşi" sözlerini duyduklarında, söyleyenlerin Türkiye'yi ve Türkler'i pek çok sevdiğine kanma saflığı konusunda...
Bu bağlamda işte yine birileri pek bir sevindirik oldular; 24 Temmuz 2019 günü duyumlar yayılınca Ali Kemal'in torunu Boris Johnson'ın İngiltere'ye başbakan olmasına ilişkin...
Öylesine ki bunu duyduklarında; 24 Temmuz günlü Lozan Barış Antlaşması sanki Türkiye için değil, İngiltere'nin çıkarları için imzalanmış gibi coştular, antlaşmanın gerçek anlam ve önemi üzerine göstermelik de olsa törensel sözler söylemeyi bile unuttular.
Be hey saftirikler, be hey Tarih okumazlar, bilmezler, be hey cahiller... Cahiller ki şu yeryüzünde Türkün gerçek düşmanı kimdir, hangi ülkedir bunu bir türlü göremeyenler, anlayamayanlar, bilemeyenler... Bir avuç Yunan mıdır senin gerçek düşmanın ne dünde, ne de bugünde?...
Yoksa İngiltere mi?...
Eğer olmasaydı Yunan'ın arkasında yengeleri İkinci Elizabeth; hangi cüret, hangi cesaret Türk'e kabadayılık yapmak?...
Ki o İngilizler ne Çanakkale'den geçebildiler, ne de İstanbul'u işgal etmelerine karşın, ellerine geçirebildiler. Eğer olmasaydı Gazi Mustafa Kemal; Kraliçeleri'nin emriyle olurdu bu topraklar tarumar... Be hey şapşallar!... Ali Kemal'in torununun İngiliz'e başbakan olması; senin en birinci düşmanını sana dost mu yapar?...
Üstelik...
İngiliz casusu Ali Kemal'den ne hayır görmüş ki bu topraklar zürriyeti başbakan oldu diye sevinirler?...
Daha öncesinde de birileri "müslümanmış" Kara çocuk Obama diye davul-zurna eşliğinde kutlamalar yaptılar ve onun; "kara maskeli beyaz adam" olduğunu biraz geç anladılar BOP eşbaskanıyız diye hoplarken, gerçek yüzünü sonradan görebildiler. Henüz bir kaç hafta öncesinde de Yunan Başkan; albaylar Cuntası döneminde, babasının sürgüne gönderilmesi nedeniyle İstanbul'da büyümüş diye kendisi beklentiye girdiler. İşte o beklentiye girenler; onun yaptığı açıklamalarla ne kadar da "TÜRK dostu" olduğunu neyse ki çabuk öğrendiler.
Ve bir kez daha dönersek 24 Temmuz gününün anlam ve önemine...
Her ne kadar Osmanlı döneminde basında sansürün kaldırıldığı günün anısına Çalışan Gazetecilerin Bayramı sayılsa da 24 Temmuz...
Yasama-Yürütme-Yargı tek elde toplandığından ve 4. Erk Basın da bu tek elin denetiminde "sahibinin sesi" olduğundan beri... Bayram gelmiş neyime?... Düşünenin, yazanın, çizenin; TCK 299 her an Demokles'in Kılıcı gibi tepesinde...
24 Temmuz dendiğinde öyleyse çok daha önemli ve çok daha anlamlı başka ne kalıyor geriye?...
Elbette ki Lozan Barış Antlaşması!...
Lozan Barış Antlaşması sürecine gelene kadar; öncesinde kazanılmış bir Bağımsızlık Savaşımız, bir Kurtuluş Savaşımız var.
Bilindiği gibi; Ulusal Kurtuluş Savaşımız sürerken, Ulu Önderimiz ATATÜRK, bağımsızlık konusundaki düşüncelerini şöyle dile getiriyordu:
-Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbetteki siyasal, parasal, iktisadi,adli, askeri, kültürel vb. her konuda tam bağımsızlık ve bağlantısızlık (serbesti) sözkonusudur. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla tüm bağımsızlığından yoksunluğu demektir.

Bu düşünceleri taşıyan Kemal ATATÜRK; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni 6 temel ilkeye göre kurdu ve bu temel ilkeler 1924 Anayasası'nda yer aldı. Her ne kadar; değişik dünya görüşlerindeki yazarı, çizeri, söyleri, düşünürü,taşınırı, siyasetçisi, sanatçısı bu ilkelerden işine geleni diline dolasa da bu ilkeler vardır ve olacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel taşlarını oluşturan bu ilkelere gelince; bilindiği ve de çok iyi bilinmesi gerektiği gibi bunlar HALKÇILIK, LAİKLİK, CUMHURİYETÇİLİK, DEVRİMCİLİK, DEVLETÇİLİK ve ULUSÇULUK kavramlarıdır.
Bugün için; ne bu ilkelerin, ne Kurtuluş Savaşı'nın, ne de Lozan Barış Antlaşması'nın değeri genç nesiller arasında gereğince anlaşılmamaktadır,çünkü bu önemli olaylar gençlere anlatılmamaktadır unutturulup, önemsizleştirilmek istenmektedir.
Bütün bu olumsuzluklara karşın; böylesine anlamlı ve önemli günler, olaylar, devrimler ve ilkeler sıklıkla gündeme getirilmeli, safsatalarla kafalarını doldurmak yerine, yetişen genç nesillere Cumhuriyet Tarihimiz doğru öğretilmelidir. Öğretilmelidir ki yaşadığımız toprakların şehid kanlarıyla çizilen sınırları; sömürgen güçler tarafından asla ve asla bir kez daha çiğnenmemelidir.