Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


12 mart-eylül deyip, geçmeyin...

  • 12 Mart 2018 Pazartesi



Çağımızda savaşların büyük bir bölümü medya aracılığı ile oluşturulan psikolojik bir ortamda yürütülüyor..
Artık [çok mecbur kalınmadıkça] askeri istila yöntemlerine başvurulmuyor.
Medya, yıkama/yağlama işlevini sinsice sürdürüyor ve bir halkı, bilincini körleterek teslim almaya çalışıyor.
Bakınız yakın tarihimize...
Günümüzün medyasının çok büyük bir bölümü 27 Mayıs devrimi ile 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerini aynı kefeye yerleştirmeye çalışmaktadır.
Ancak... Belki de henüz vaktinin gelmediğini düşündükleri için, 1919 ile başlayan ve 1924 ve devamında zafere ulaşan Atatürk Devrimi'ne şimdilik kaydıyla, -açıkça- bulaşmıyorlar.
O büyük “Milli Devrim”in kıyısında duruyor, usul usul kemiriyorlar…
Özellikle genç kuşaklar bu kilometre taşlarını iyi anlamak zorundadır.
1919'da başlatılan Milli Kurtuluş Hareketi, yurdumuzu işgal eden emperyalist güçlerle aynı safta yer alan "meşru" Osmanlı yönetimine karşı yapılan bir "Devrim"di.
Bu büyük devrim, yeni kurduğu milli devlet ile birlikte bizlere tam bağımsız üniter bir devlet yanında aydınlanma düşüncesini, çağdaşlaşmayı ve Cumhuriyet'i getirdi.
Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra kıpırdanmaya başlayan karşı-devrim hareketi 1950'de iktidara geldi.
Bağımsız Türk Devleti işte bu dönemde ABD'ye bağlandı, sinsice monte edildi.
Bu bağlanma stratejisi; ilk meyvesini, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ABD'nin emperyalist yayılma amaçları doğrultusunda [ülkesinin bağımsızlığı için savaşan] Kore'de kullanılması ile verdi.
1956'dan sonra hız ve cüretlerini artıran karşı-devrim güçleri, 1960'a gelindiğinde demokrasiyi tümüyle rafa kaldırmak üzere harekete geçti.
Milli İstihbarat örgütümüzün eli ile Selanik'te Atatürk'ün evine bomba kondu ve bu olay, Yunanlılara fatura edilerek öncelikle İstanbul'da gayrı-müslim vatandaşlarımıza karşı devlet eli ile düzenlenen büyük bir kitlesel saldırı hamlesinin bahanesi yapıldı.
Ülke "Vatan Cephesi" hareketi ile kamplara bölündü.
Ve son olarak "Tahkikat Komisyonu" ismi ile yasalara aykırı bir yapı oluşturularak TBMM by-pass edildi ve sonuç olarak, demokratik parlamenter sistem tümüyle rafa kaldırıldı.
İşte 27 Mayıs Devrimi bu karanlık gidişe dur demek amacı ile yapıldı.
A. Rafa kaldırılan demokrasi yeniden ülkenin gündemine taşındı.
B. 27 Mayıs'tan önce Anayasa Mahkemesi yoktu.
C. "İdarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimi" altında değildi.
D. İşçi hakları yasalaştırılmamıştı.
E. Temel hak ve özgürlükler Anayasa ile teminat altına alınmamıştı…
F. Düşünce özgürlüğü, yasal teminatları ve tüm kurumları ile birlikte henüz tesis edilmemişti.
İşte onun için 27 Mayıs hareketi bir devrimdir.
Sonra 12 Mart askeri darbesi geldi. Yetmedi:
12 Eylül'de bir kez daha vurmaya ihtiyaç duydular…
O da yetmedi. 12 Mart-12 Eylül zihniyetini sandık yolu ile iktidara taşıdılar; sivilleştirdiler...
Bu zihniyet karşı-devrim hareketinin ta kendisidir.
Önce, 27 Mayıs'ın bu ulusa sağladığı en büyük armağan olan 1961 Anayasası hedef alındı.
12 Mart'ta ona güçlü bir darbe vurdular.
12 Eylül'de tümünü yok ettiler.
Bir toplumsal hareketin kimin tarafından gerçekleştirildiği değil; yönü, felsefesi, zihniyeti ve içeriği önemlidir.
İşte medyanın karalamak istediği temel gerçek budur!

@farukhaksal42
www.haksal.av.tr
farukhaksal@gmail.com